Farkındalık yaratan önder ve örnek kişi
  • Reklam

Farkındalık yaratan önder ve örnek kişi

Biri, “Kimin on parmağında on hüner var ?” diye sorsa akla ilk gelen isimlerden biri İsmail Çubukçu olurdu herhalde.

10 Haziran 2019 - 07:32

Gürhan Titrek Mesleki Eğitim Merkezi metal işleri bölümünden emekli olan (2017) öğretmen Çubukçu, tespih ustalığı, ud, keman ve tambur, saz başta olmak üzere değişik müzik enstrümanı çalması,  Ahmet Mecbur Efendi divanından ilahi bestekârlığı, nakkaşlık yanında hüsnü had talebesi ve Osmanlıca güzel yazı çalışmaları ile öne çıkıyor. Bunlar bilinenler…

            Tosya doğumlu 55 yaşındaki Çubukçu 1989 yılından beri Çankırı’ya hizmet veriyor.  Çubukçu ile “Müzeler Haftası” etkinlikleri kapsamında Çankırı Müzesi’nde tespih yaparken sohbet ettik.

Alçak gönüllü  kişiliği ile pek konuşmak istemese de okuyucular için kerpetenle de olsa ağzından laf almayı başardık.

Çubukçu’nun sanatsal yeteneği ilkokul öğretmeni tarafından keşfedilmesine rağmen yolu endüstri meslek lisesi ile kesişir, ardından öğretmenlik gelir.

Anadolu’nun değişik kentlerinden öğretmenlik mesleğini icra ederken hiç tükenmeyen öğrenme arzusu O’nu içinde uhde olarak kalan sanata yönlendirir.

 Öğrenir, yetmez daha çok öğrenir…

Bir bakmışsınız hastanede elinde udla, bir bakmışsınız elinde kalemle cami duvarı süslerken, bir bakmışsınız müzede tespih yaparken bulabileceğiniz Çubukçu öğrenme ve öğretme arzusu, faydalı olma aşkı ile her an bir yerde karşınıza çıkabilir.

Şu sıralar ÇAYASAD Tasavvuf Musiki Korosu çalışmalarına hazırlanıyor. Küçük oğlu Konya Dilek Sabancı Konservatuarından bu yıl mezun olacak, diğer oğlu Bartın’da diş hekimi olan Çubukçu neler söyledi bir dinleyelim:

“HEDEF KUR’AN-I KERİM’İ YAZABİLMEK”

Cenab-ı Mevla’mız güzeldir, güzeli sever” düsturudur kanaatimce insanları güzel sanatlara yönlendiren.

İnsan dışındaki canlılar verilen ilhamla görevlerini noksansız yerine getiriyor, sorun olan bizleriz.

Ecdadımız her konuda olduğu gibi sanat faaliyetlerinde de zirveyi yakalamışlar. Şahsen bizim yapmaya çalıştıklarımız ancak emeklemekten ileri geçemeyecek çalışmalardır.

Bu çalışmaların alt yapısı ise bizim dönemlerin çocukluğuna inilirse anlaşılabilir.

İlkokuldan itibaren yaz tatillerinde hemen çıraklığa başlanır, yaz boyu harçlık çıkarılırdı.

İlkokul 4. sınıftan itibaren iki yıl kuyumcu olan amcamdan 2.5 lira haftalıkla ince işçiliği, sonraki iki yılda eniştemin yanında 25 lira haftalıkla oto döşemeciliği, ortaokul 2. sınıftan sonra göreve başlayana kadar inşaat ustası olan rahmetli babamla inşaatlarda çalıştım. Bu çalışmalar sabrı, üretme alışkanlığını kazandırdı bizlere diyebilirim.

İlkokul 3. sınıfta 5 kg.lık yağ tenekesine tahtadan sap yapıp, tel gerdirerek ilk müzik aletiyle başladık müzik faaliyetimize.

Daha sonra babam saz aldı kendine. Ağabeyimle bana “Sepetçioğlu” türküsünü öğretti (Ağabeyim hala Sepetçioğlu’nu çalar). Daha sonra amcamın hediye aldığı cümbüşle devam ettik. Üniversite sonrası ilk görev yerim olan Kilis’te Türk Müziği Korosunda keman ve ud çaldım.

1989 yılından beri görev yaptığım Çankırı’da Türk sanat müziği ve Tasavvuf müziği ve ferdi müzik çalışmalarımız oldu.

Merhum Yahya Kemal; “Çok insan anlamaz eski musikimizden ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden” demekle herhalde günümüzü de kastetmiş. Her konuda olduğu gibi müzikte de samimiyetin kalmaması ve maddi beklentilerin öne çıkması, kaliteyi diplere vurdurdu diye düşünüyorum.

Peygamber efendimizi rüyasında görüp sevincinden “Muhabbet bağına girdim bu gece” şarkısını yapan sanatçı, bugün o şarkıya oynandığını görseydi o besteyi, güfteyi yapmazdı zannımca.

Prim yapıyor bahanesiyle isyan, argo içeren gürültüler insanlara müzik diye enjekte ediliyor.

Yemen’e gönderilen ve dönmeyen Mehmedler için yapılan bir “Yemen Türküsü”yle bugünküler mukayese edilebilir mi?

Her neyse kendi çapımızca Çankırı’da Türk müziği ve Tasavvuf musikisi yapmaya çalışıyoruz.

Ortaokul yıllarında eski hat yazılarından kopya ederek ve oranlı büyüterek yazılar yazmaya çalıştım. Osmanlıca okuma ve yazma çalışmaları devam ederken Hattat Kuddusi Doğan hocamla keşişti yollarımız. Şu an talebesiyiz. İnşallah “Karınca Kabe’ye gitmeyi niyete almış. Demişler ‘nasıl gideceksin bu kadar uzun yolu?’ Demiş, ‘gidemezsem de yolunda ölürüm’ ” bizimki de o hesap. Nasibimiz varsa devam edeceğiz talebeliğe. Hedef Kur’an-ı Kerim’i yazabilmek.

Metal işleri öğretmeni olduğum için emeklilikte Çankırı’da şu an faaliyeti olmayan bakır işlemeciliği yapmayı düşündüm. Nedense ibre tespih imalatçılığına döndü. Buğday Pazarı Hazımiye Medresesinde edindiğim torna ile bu kültürü gençlerimize ve gelen misafirlere gösteriyor, yaşatmaya çalışıyoruz.

Peygamber efendimiz yolda boş oturan adamın birine selam vermemiş. Dönüşte ise selam vermiş.

İlk gördüğünde selam vermeyişinin sebebi sorulduğunda “İlkinde boş oturuyordu, ikinci geçişimde çöple yeri karıştırıyordu, o yüzden selam verdim” demiş.

Her insanın diğer insanlara faydalı olabileceği faaliyetler bulunur.

Ömür kahvehanelerde hükümet yıkıp- kurmakla geçecek kadar uzun değil.

Boş duranı Allah’ta sevmez, kuluda. Vesselam…

TEŞEKKÜRLER…

  Bilim insanı, sanatçı,  sporcu, siyasetçinin zor yetiştiği, yetişenin kaçıp gittiği Çankırı’da  adeta korumaya alınması gereken  İsmail çubukçu ve   az yetişen, kıyıda köşede   kalıp keşfedilmeyi bekleyen diğerlerinin kıymetini bilelim.

 Kendisini tanıma ve   tanıtma fırsatı  verdiği için İsmail Çubukçu hocamıza teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz…

Bu haber 894 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
ŞOK… ŞOK… ŞOK…ŞOK…
ŞOK… ŞOK… ŞOK…ŞOK…
“OTOMOBİLSİZ KENT GÜNÜ”nde pedal çevirdiler
“OTOMOBİLSİZ KENT GÜNÜ”nde pedal çevirdiler