CORONA’NIN BİZE HATIRLATTIKLARI / KAZANDIRDIKLARI…

“Kara gün kararıp kalmaz demiş” atalarımız. Bugünler böyle gitmez. Elbette bu geçirilen kötü günlerin ardından güzel ve huzurlu günler gelecektir. Önemli olan bu süreçten nasıl çıkacağımızdır. Yarın geriye dönüp baktığımızda belki bu Corona’lı günler için Allah’a şükredeceğiz. Bir lutf-u ilahi olarak yâd edeceğiz…


CORONA’NIN BİZE HATIRLATTIKLARI / KAZANDIRDIKLARI…

 HÜSEYİN DEMİRHAN-İSTANBUL İL MÜFTÜ YARDIMCISI

“Kara gün kararıp kalmaz demiş” atalarımız. Bugünler böyle gitmez. Elbette bu geçirilen kötü günlerin ardından güzel ve huzurlu günler gelecektir.  Önemli olan bu süreçten nasıl çıkacağımızdır. Yarın geriye dönüp baktığımızda belki bu Corona’lı günler için Allah’a  şükredeceğiz. Bir lutf-u ilahi olarak yâd edeceğiz…

Ama bugün zor bir süreçten geçtiğimiz muhakkak.  Şu an korkuyor, gelecek için endişe duyuyoruz.  Kâbus  dolu  bir rüyadayız sanki.  Yediden yetmişe paranoyak olduk. Alışkanlıklarımız değişti.  Hayati(!) dediğimiz işlerimizi unuttuk. Hayattan zevk alamaz olduk.Hüzünlerimiz arttı. Herkeste bir panik havası… Günlük Corona haberleriyle tadımız kaçıyor…

Önceliklerimiz değişti…

Cuma şimdilik yok, cemaat evlere taşındı. Cenazeler garip.  Düğünlerimiz, sünnet merasimlerimiz askıda. AVM’ler kapalı. Programlarımız sanal âlemde, randevularımız iptal.

Tıkıldık kaldık evlere. Bunaldık. Gerildik. Duvarlar üstümüze üstümüze geliyor.

Büyüklerimizi ziyaret edelim, sarılalım, koklaşalım istiyoruz. Ama Corona “olmaz”  diyor…

Park bahçe gezip, bahar havasını soluklamak mı? Ne mümkün? Corona izin vermiyor…

Yurt dışı seyahatlerimize, toplantılarımıza, buluşmalarımıza Corona’dan geçit yok…

Dahası…  Yaşam alanlarımız daraldı. Sadece biz değil dünya allak bullak.  Âlem  şaşkın…Ekonomik dar boğaz kapıda. Dünya çapında firmalar,  iflasın eşiğinde.  Mikroskopla milyonlarca  kez büyütüldüğünde  ancak görülebilen virüs dünyayı esir aldı.  Darmadağın etti.Koca koca devletler acze düştü. Servetler aktı virüsü durdurmak  için,  ama nafile. Bilim insanları çaresiz. Zengini, fakiri, sosyal konumu ne olursa olsun fark etmiyor. Herkes virüsün hedefinde. Bir umut bekliyor insanlık. Ne  zaman son bulacak  bu  kriz?  Öngörüler…  Tahminler…    Amabilinen tek şey, tarihin yeni bir milada tanıklık edeceği.

Küresel bir afet olarak  yüz yüze olduğumuz Corana virüsü,  ister laboratuvar ortamında hazırlanmış, isterse Rabbimiz tarafından bir uyarı ya da ceza olarak gönderilmiş olsun, Sonuçta acımasız bir felaketle karşı karşıyayız. Bu aşamadan sonra, ona yükleyeceğimiz anlam ve ona karşı takınacağımız tavır önemlidir. O da, dünyanın mümin için  bir imtihan yurdu olduğu gerçeğinden hareketle,  söz konusu salgını bir tür sınanma aracı olarak değerlendirebilmemizdir.Müslümanlığımızın gereği  budur.  Şer gördüğümüz şeylerden hayır devşirebilmek, yaşananlardan manen kazançlı çıkabilmektir.

İşte Corona aslında bize tam da bu fırsatı sağlıyor;

Bu sayede  dünya mazlumları rahat bir nefes aldılar.  İlk defa bomba inmiyor Suriyeli mağdurların üzerlerine. İslamofobi çığırtkanları, Avrupa’nın göbeğinde okunan ezanlara şimdilerde ses çıkartmıyor. Çin,  Doğu Türkistan’a yaptığı işkencelere  şu aşamada  son verdi. Farklı din mensupları Müslümanlardan bu belanın kalkması için dua istiyorlar.

Neler oluyor dünyada?..

Ya bizde neler oluyor?..

Bu süreçte,  evlerimize  çekildik. Aile olduğumuzu  hatırladık. Göz aydınlığı çocuklarımızla  dertleştik, sohbet ettik, muhtelif okumalar, ortak etkinlikler yaptık. Yemek başı muhabbetlerle, aynı sofraya kaşık salladık.

Cemaate kapalı olan camilerimizdeki  fazileti,  evlerde aradık.  “Yeryüzü bana mescit kılındı” buyuran Efendimiz (sav)’e  uyarak,  evlerimizi kıble gâh  edindik.  Aile  bireyleri ile mini cemaatler oluşturduk.

Meşguliyetlerimizi bahane ederek  ihmal ettiğimiz Evvabin Kuşluk ve Teheccüdlerde seccadelerle buluştu alınlarımız. Tefekkürle, tedebbürle süslendi okumalarımız.

Minarelerden yükselen Ezan-ı Muhammedi’lerin, Sala’ların, tekbirlerin ve yapılan dualara top yekün milletçe el açıp âmin demenin hazzını yaşadık.

Böylesi zamanlarda “Günahlarına ağla” nebevi ikazıyla;  günah kirlerine bulanmış halimize  ağladık. Tövbe ve istiğfarla, dua ve niyazla Rabbimize iltica ettik.

Kur’an-ı Azimüşşan ile ilişkimizi tekrar gözden geçirerek, eksiklerimizi gördük ve onu başucu kitabı yapmaya bir kez daha söz verdik.

Kâinatın Efendisinin (sav) “Ağızların tadını bozan ölümü sıkça hatırlayınız” hadisiy le hakikati inkâr edilemeyen gerçeğin/ölümün ne kadar yakın olduğunu hissettik. İrkildik. Sararıp solduk.

Yemek kokusuna alışık olan burunlarımızla, Uhud günü “Şu dağın arkasından Cennet kokusunu alıyorum” diyen Enes b. Nadr gibi Cenneti uzaktan bile hisseder olduk.

“Bir ayağı bu dünyada, diğer ayağı kabirde” anlayışına sahip Sahabe gibi, ahirete endeksli bir hayat yaşamamızın gerekliliğini hatırladık.

Dünyevileşmenin, yozlaşan hayatımızda bizi maksattan, ne kadar uzaklaştırdığını fark ettik.

Dünyanın geçiciliğini  ve dünya malının anlamsızlığına şahit olduk. İnfak duygularımız kabardı.  İhtiyaç sahiplerine ve darda kalanlara yardım etmenin deruni hazzını yaşadık.

Bu günlerde yıpranan dostluk ve arkadaşlığın büyük bir nimet olduğunu gördük. Kardeşliğimizi hatırladık.

Dünya malı ve iktidarı ne kadar güçlü olursa olsun, Kadir-i mutlak Allah’ın gücü karşısında ne  kadar cılız ve zayıf olduğunu tekrar müşahede ettik.

Kulluğumuza kıvam geldi. Kendimize geldik. Yeni ufukların, yeni pencerelerin arefesindeyiz.

Gerçek ayarlarımıza geri mi döndük?..