ORUÇ VE TAKVA


Oruç kelimesi, sözlükte “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak” anlamına gelen Farsça karşılığı rûze kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Orucun Arapça karşılığı savm, sıyâm kelimeleridir. Savm ve sıyâm ile türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de on üç yerde geçmektedir. (Ali İhsan Yitik, Oruç, DİA, İstanbul, 2007, XXXIII, 414)  Oruç, tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar ibadet niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmayı ifade eder.

Zekâtla mal nasıl arınıyor, zekât zengin ile fakir arasında bir köprü oluyorsa, oruç da beden ile ruh arasında manevi bir köprü kurmaktadır. Allah Resulü (s.a.s.) Efendimiz “Her şeyin zekâtı vardır, vücudun zekâtı da oruçtur.” (İbn Mace, Sıyam, 44) buyurmuştu. Oruç, nefsi emare ile nefsi mutmainne, mide ile kalp, madde ile mana arasında bir köprüdür. Orucun vücuda birçok faydası vardır. Bir ay boyunca sindirim sistemi dinlenmekte, vücuttaki zararlı maddeler, toksinler atılmakta ve böylece vücutta yenilenme olmaktadır. Ayrıca oruç, genel manada bütün vücudun bir şükrüdür. Rızık veren, hayatı ihsan eden Cenab-ı Hakk’a, verdiği nimetlere, bedene, sağlık, sıhhat ve ömür ihsanına şükürdür oruç.

Oruç, Rabbimizin “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183) emrine itaat ve teslimiyettir. Ayetin “Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için” bölümünden anlaşıldığı üzere orucun gayesi, takvadır. Takva, Rabbimizin emirlerine itaat, yasaklarından sakınma hususunda titiz olmaktır. Takva ve oruç kelimelerinin her ikisinde de korumak ve korunmak anlamları vardır. Orucun gayesi takvadır. Allah’ın sevdiği takva sahibi kullardan olmada orucun önemli bir yeri vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) “Oruç kalkandır. Biriniz oruçlu iken çirkin, kötü ve kaba söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, kavga etmesin. Birisi kendisine söver ya da çatarsa ona ‘ben oruçluyum’ desin”  (Müslim, Sıyâm, 163;  Buhârî, Savm, 9) buyurmuştu. Kalkan kişiyi nasıl savaşta kılıç, ok ve mızraktan korursa, oruç da nefisle olan mücadelede nefsin arzu ve isteklerine, şeytanın telkinlerine karşı koruyacaktır. Oruç, kişi ile günahlar arasında bir kalkan gibi durmalıdır. Günah bataklığına düşme durumunda onu çekmeli, haramlarla mümin arasında set olmalıdır. Allah Resulü (s.a.s.) “Kim yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur” (Buhari, Savm, 8)  buyurmuştu. Hadis-i şeriften orucun sadece şehvet ve midenin tuttuğu bir ibadet olmadığı, yalan konuşan dile, yalan iş yapan bedenin organlarına da tutturulması gerektiği anlaşılmaktadır. Diğer hadisi şerifte de “Nice oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan nasipleri sadece aç (ve susuz) kalmalarıdır. Nice geceleri namaz kılanlar vardır ki onların namazdan nasipleri sadece uykusuz kalmaktır.” (İbn Mace, Sıyam, 21) buyurdu Resul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz.  Hem oruç hem de namaz sadece bedenî bir ibadet değildir. Namaz da oruç da kişiyi kötülüklerden alıkoyması, haramlara düşmekten mani olması, kişinin ahlakını güzelleştirmesi gibi hasletleri içermektedir. “Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder.” (Ankebut, 29/45) Ayeti kerimede namazın ahlâkî tesirlerine, kötülüklere karşı koruyucu özelliğine işaret edilmekte; namaz kıldıkları halde hak hukuk gözetmeyen, edep ve ahlâk kurallarına uymayanlara da dolaylı bir uyarı yapılmaktadır. (Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, DİB, 4/275)

Bilinmelidir ki, her şeyden müstağni olan Allah-u Teâlâ’nın kulunun orucuna ihtiyacı yoktur. Bilakis kulun, oruca ihtiyacı vardır. “Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, İman, 28; Müslim, Salâtü’l-Müsafirîn, 13) “Cennette reyyan adında bir kapı vardır ki, buradan kıyamet gününde sadece oruç tutanlar cennete gireceklerdir.”  (Müslim, Sıyâm, 166)  hadisi şeriflerdeki bu müjdelere vesile bir ibadettir oruç. Ve oruç hadisi kudside “Oruç hariç, Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, onun ödülünü ben vereceğim.”  (Buhârî, Sıyâm, 9) buyrulan, Rabbimizin özel ikram ve taltifine mazhar bir ibadettir oruç.  Birilerinin bilmesi ve görmesinden uzak, Cenab-ı Hakkın rızası için yapılan bir ibadettir. Rahmet ayı Ramazanda mazeretsiz oruçtan uzak kalmak Ramazan’ın ve orucun bütün maddi ve manevi bereket ve feyzinden mahrum kalmaya, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmaya, günahlarının bağışlanmasını ve reyyan kapısından cennete girmenin ayrıcalığını kaçırmaya sebeptir. Oruç, bu ayın güzelliği, süsü, zineti, şerefi, izzetidir.

Orucumuz, bizi haramlardan ve günahlardan tutarak, fıska, fücura, her türlü kötülüğe kalkan, ahiret yurdunu kazanmada takva azığı olsun. Orucumuz, ağız kokumuzu Allah katında miskten daha değerli kılsın. Orucumuz, ahlakımızı güzelleştirsin, her türlü iyiliğe köprü olsun. “Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek için yarışın!” (Ali İmran, 3/133) ayeti kerimesince yaşayabilmeyi, bu uğurda yarışabilmeyi Rabbimiz nasip etsin. Ve cennetin reyyan kapısı açılarak “Ey huzur içinde olan nefis! 27﴿ Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! 28﴿ (İyi) kullarımın arasına gir.29﴿ Cennetime gir.” (Fecr, 89/ 27-30) müjdesini Rabbim lütfeylesin.