İBADETLERDE VESVESE
  • Reklam
Çankırı İl Müftülüğü Haftanın Makalesi

Çankırı İl Müftülüğü Haftanın Makalesi

İBADETLERDE VESVESE

26 Eylül 2019 - 07:14

                                                                                                                  ŞÜKRAN YÜZBAŞI - ADRB VAİZİ                                                                                               

Sözlükte vesvese/visvâs “fısıldama, kötü telkinde bulunma, karışık sözler söyleme, kuşkulanma”; aynı kökten vesvâs “insanın içine doğan zararlı uyarıcı, kötü duygu ve düşünce, telkin, şüphe, fısıltı, evham” gibi manalara gelmektedir. Dinî terminolojide vesvese/visvâs, “şeytanın veya nefsin insana kötü ve zararlı telkinde bulunması, şeytandan yahut nefisten gelen, insanı dine aykırı aşırı davranışlara yönelten telkin”; vesvâs “şeytan, şeytanın insanın içine attığı saptırıcı dürtü, faydasız söz, şüphe ve tereddüt” anlamlarında kullanılır. Vesveseye kapılana müvesvis denir (Lisânü’l-ʿArab, “vsv” md.)

            Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:  “Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır” (Nisa, 4/ 76) Vesvese her ne kadar şeytan ve nefsin insana verdiği kötü ve zararlı telkinler olsa da ayette, onun hilesinin zayıf olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla inanan kulların üzerinde korkulacak derecede etkisi yoktur. Onun korkulacak dereceye gelmesi ancak insanın kendi iradesini şeytanın telkinlerine teslim etmesi ile olur.

İnsanda mutedil oranda vesvese olması onun imanının bir göstergesidir. Nitekim sahabilerden bazıları bir gün Hz Peygamber’e gelerek, “Bazen içimizden, söylemeyi bile büyük bir günah saydığımız şeyler geçiyor.” demişlerdir. Hz peygamber, “ Bu durum hepinizde de oluyor mu?” diye sormuş, onlar da “Evet” cevabını vermişlerdi. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz kalpleri ferahlatan şu cevabı vermiştir. “Bu imanın ta kendisidir.” (Müslim, İman, 209) Burada özellikle, Peygamberimizin bu soruyu soranlara “Hepinizde de oluyor mu” sorusunu yöneltmesi, bunun olağan bir durum olduğunu, korkulacak bir şey olmadığını göstermek kabilinden önem arz eder.

 Bilindiği üzere vesvese inanç konularında olduğu gibi ibadet konularında da kendini gösterebiliyor. Müminler, elbette imanlarını güçlü tutma gayreti, ibadetlerini iyi yapma konusunda hassasiyet ve titizlik göstermelidirler. Bu hassasiyetle kulluk görevlerini yerine getirmeye çalışan insanlara, şeytan çeşitli yollardan yaklaşarak onu bu ibadetlerden alıkoymaya ve saptırmaya uğraşır.  Müminler gusülde, abdestte, ibadetlerde, haramlardan kaçınırken ve helalleri uygularken bu durumla karşılaşabilirler. Şeytan öncelikle işe ibadet konularında şüphe, tereddüt, dine aykırı aşırı davranışlar gibi telkinlerde bulunarak başlar. Mümin, bu tuzağın farkına varır, şeytanın her türlü hilesinden Allah’a sığınırsa bu onun imamen güçlenmesine, ibadetlerini daha büyük bir haz ile yapmasına vesile olur. Aksi takdirde şeytana az bir kapı aralarsa, ibadetlerini yapmakta zorlanır ve belki işin içinden çıkamadığı için kulluk vazifelerini terk edebilir. Fakat bu durum şeytana yetmez. Çünkü o gözünü müminin imanına dikmiştir. Nihai hedefine ulaşana kadar uğraş verir. İbadetlerde başlayan bu vesvese hali, (Allah korusun) kişinin iradesini ele geçirebilir, belki şeytanın nihai hedefine ulaşması tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilir, imanın elden gitmesiyle son bulabilir.

Peki, bu vesvese hali özellikle müminlerin başına geliyorsa ve kaçınılması zor bir durumsa, bu takdirde ne yapılmadır? Bunun reçetesini yine, Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamberimizin müminleri ikaz ettiği hadislerinde buluyoruz. Yüce Rabbimiz: “Eğer şeytandan bir kışkırtma seni ayartmaya çalışırsa, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler, derhal Allah’ı hatırlarlar gözlerini açarlar” (A’raf, 7 /200-201)  buyuruyor. O halde mümin imanında bilinçli, ibadetlerinde istikrarlı, şeytanın hilelerine karşı gözü açık olmalıdır.

   Bu konuda asıl olan: Allah’ın kullarına üstesinden gelemeyeceği sorumluluklar yüklemeyeceğini, kasıtlı olmadıkça zihne gelen kötü ve olumsuz düşünceleri, kulluğumuzdaki eksik hata ve kusurların bağışlanacağının bilinmesidir.  

    Peygamber Efendimiz Felak ve Nas surelerini her gün yatmadan önce okumuş, bize de okumamızı tavsiye etmiştir:  “İnsanlar bu iki duadan daha faziletli başka bir dua ile Allah’a sığınmış olmazlar.” (Tirmizi, Deavat, 2)

“De ki: Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü vakit gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının rabbine sığınırım.”(Felak,113/1-5)

De ki: Cinlerden ve insanlardan insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlahına sığınırım.” ( Nas,114/16)

Bu yazı 1057 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar