VEFAT EDEN DİN KARDEŞİMİZE KARŞI GÖREVLERİMİZ
  • Reklam
Çankırı İl Müftülüğü Haftanın Makalesi

Çankırı İl Müftülüğü Haftanın Makalesi

VEFAT EDEN DİN KARDEŞİMİZE KARŞI GÖREVLERİMİZ

23 Ocak 2020 - 12:54

YUSUF AYDOĞAN - CEZAEVİ VAİZİ

Ölüm, her canlı için mukadder bir sonuçtur. Kaçmakla ondan kurtulmak mümkün değildir. Yüce Allah  “De ki: sizin kendisinden kaçtığınız ölüm muhakkak sizi bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma, 62/8) buyurmaktadır. Müminin görevi ölümü hatırlamak ve ona hazırlıklı olmaktır. Ölüme hazırlanmak demek, her işini dürüst ve ölçülü yaparak ölüm sonrası Allah’a verilecek hesaba hazırlanmaktır. Bu da ancak Allah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmakla mümkündür. Yüce dinimiz, ölen bir din kardeşimizin hastalığından itibaren mezara konuncaya kadar ona karşı bize bir takım görevler vermiştir. Bu görevlerimizi hatırlatan bir hadisi şerifte Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Müslümanın Müslüman kardeşi üzerinde beş hakkı vardır: Selâmı almak, hastayı ziyaret etmek, cenazeyi takip etmek, davete icabet etmek ve aksırana Allah merhamet etsin demektir.” ( Buharî, “Cenaiz”, 2)

Peygamberimiz (sav) hastaları ziyaret eder, onların hatırını sorar ve şifa bulmaları için dua ederdi. Hasta ziyaret edildiğinde Allah’tan şifa, sıhhat ve afiyet dilemek, sabır ve tahammül tavsiye etmek, iyi gördüğünü, iyileşeceğini ve hastalığının günahına kefaret olacağını söylemek, hasta ısrar etmedikçe yanında çok kalmamak ziyaretin adabındandır.

Hastada ölüm belirtileri görüldüğünde, eğer zorluk yoksa hasta kıbleye karşı sağ yanı üzere çevrilir. Ayakları Kıbleye doğru ve başı biraz yükseltilerek sırt üstü de yatırılabilir. Söyleyeni anlayabilecek durumda olan hastaya başucunda bulunanlardan birisi aralıklarla kelime-i tevhidi telkin eder, yani “Lâilâhe İllallah Muhammedü’r-Resûlullah” der. Sadece kendisi söyler, hastaya “sen de söyle” demez. Peygamberimiz: “Ölülerinize Lâilâhe İllallah sözünü telkin ediniz” buyurmuştur. (Müslim, “Cenâiz”, 1) İmam Nevevî hadis-i şerifte ki, “Ölülerinize” demek, “ölmek üzere olan hastalarınıza” demektir demiştir. İslâm âlimleri bu hadisi şerife dayanarak ölmek üzere olan hastaya bu telkinin yapılmasında ittifak halindedirler.

Ölüm olayı vuku bulunca gözleri kapanır, çenesi bağlanır, üzerine boylu boyunca bir örtü çekilir ve bundan sonra yapılacak işlere başlanır. Ümmü Seleme (r.a.) şöyle demiştir: Peygamberimiz vefat eden Ebû Selem’nin (r.a.) yanına girdi. Ebû Seleme’nin gözleri açık kalmıştı. Peygamberimiz gözlerini kapayarak “Şüphesiz ruh alındığı zaman göz onun arkasından baka kalır” buyurdu. Ailesinden bazıları çığlık attılar. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Kendinize ancak hayır dua edin. Çünkü melekler söylediklerinize âmin derler” buyurdu, sonra da şu duayı yaptı: “Allah’ım Ebû Seleme’yi affet, derecesini hidayete erenlere yükselt, arkasında kalanlarını sen koru. Bizi de onu da bağışla. Ey Alemlerin Rabbi, bu ölünün kabrini genişlet ve kendisine orada bir ışık yarat.” ( Müslim, “Cenâiz”, 4)

Ölüm haberini duyanlar hemen Allah’a sığınırlar, yani “İnna lillâh ve İnna İleyhi râciûn: Biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz” derler. Yakınlarını ve sevdiklerini kaybeden insanlar elbette üzülür ve ağlarlar. Bu tabiidir. Dinimiz bunu yasaklamamıştır. Esasen bu insanın elinde de değildir. Dinimizin yasakladığı aşırılıktır; bağırıp çağırmak, saçı ve başı yolmaktır. Nitekim Peygamberimiz: “Her kim ölüleri için avucunu, yanaklarını, yüzünü döver, yakalarını yırtar ve cahiliyet âdeti üzere feryat figan eylerse bizden değildir, bizim âdetimizin dışındadır.” ( Buhârî, “Cenâiz”, 39) buyurmuştur.

Ölü yıkandıktan sonra kefenlenir ve namazı kılınır. Ölü yıkanıp kefenlendikten sonra varsa borçları ödenir. Peygamberimiz buyuruyor: “Müminin ruhu, borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.” ( Buhârî, “Cenâiz”, 76) Namazı kılındıktan sonra defnedilmek üzere mezara götürülür. Bu da müslümanlar üzerinde ölünün son bir hakkıdır. Cenaze defnedildikten sonra mezar başında bulunanlar ölüye dua ederler. Peygamberimiz öyle yapar, bize de böyle yapmamızı öğütlerdi. Osman İbn Affan (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz ölü defnedildikten sonra onun başında durup; “Kardeşiniz için istiğfar ediniz. Zira o, bu anda sorgulanmaktadır.” ( Ebû Dâvud, “Cenâiz”, 72.) buyurmuştur.

Ölen kimsenin aile fertleri taziye edilir, sabır dilenir ve Cenab-ı Hakkın ölüyü bağışlaması için dua edilir. Bu da müstehaptır. Taziye cenaze defnedildikten sonra yapılır. Taziye evine akraba ve komşuların yemek getirmesi müstehaptır. Peygamberimiz Hz. Cafer şehit olunca: “Cafer ailesine yemek yapın. Çünkü onların başına büyük bir iş geldi.” ( Ebû Dâvud, “Cenâiz”, 30) buyurdu. Fakat cenaze evinin yemek, helva hazırlayıp başkalarına ikram etmesi mekruhtur. Çünkü ziyafet vermek sevinçli zamanlarda meşrudur.

Ömrü olanlarımıza Cenabı Hak’tan hayırlı ve sağlıklı bir ömür nasip etmesini, vefat eden kardeşlerimize de rahmet etmesini niyaz ediyorum.

 

Bu yazı 3718 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar