ZAMAN BİLİNCİ
  • Reklam
Çankırı İl Müftülüğü Haftanın Makalesi

Çankırı İl Müftülüğü Haftanın Makalesi

ZAMAN BİLİNCİ

27 Aralık 2019 - 07:31

DOÇ. DR. ÖMER MENEKŞE

Zaman, Yüce Rabbimizin insanoğluna verdiği en önemli nimetlerdendir. Yüce dinimiz öncelikle insan hayatını; çocukluk, gençlik, olgunluk, ihtiyarlık ve düşkünlük gibi çeşitli zaman safhalarıyla belirlemiştir. Yine onun görev ve sorumluluk alanının dinî boyutunu gösteren namaz, oruç, zekât, hac ve kurban gibi ibadetler de çeşitli zaman dilimleriyle kayıtlı kılınmıştır. Diğer yandan Yüce Allah; gece, sabah ve asır (çağ) gibi önemli "vakit" lere yemin ederek, dikkatimizi o anlara çekmiştir.

Kur'an'da zamanın hesaplanması ve ölçülmesi bağlamında bir yılda on iki ay olduğu açıklanarak iş, çalışma ve ibadetle ilgili takvimin de buna göre düzenlenmesi gerektiği bildirilmiştir. (Tevbe, 9/36; Bakara, 2/189) Böylece Kur'an; "vakit" ile ilgili içerdiği hükümler sayesinde hem onun nasıl kullanılması gerektiğini hem de onun ne kadar önemli olduğunu hatırlatmıştır.

İnsan ömrünün esası, zamandır. Çünkü insanın işleri, zaman içinde olur. Geçen her an, insanın ömrünü eksiltir ve ecelini yaklaştırır. Ne var ki, insan çoğu kez, geçen zamanı kazanç zanneder. Bunun için Peygamberimiz (sav) insanların bu aldanışına dikkat çekmiş ve şöyle buyurmuştur:

"İki nimet vardır ki; insanların çoğu onların değerini bilmezler: Sağlık ve boş vakit" (Buhârî, “Rikak”, 1; Tirmizî, “Zühd”, 1)

Hayat; bir hayırlı faaliyetler alanı ve süreci; ölüm ise çalışmalarımızın karşılığını bulacağımız, ebedî varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktasıdır.

İnsanın en kıymetli sermayesi ömrüdür. Sermayemiz, kartopu gibi eriyen bir sermayedir. "Hayat, dönüşü olmayan bir yolculuk, akıp giden bir sudur." Bir nehirde, aynı suyla iki kere yıkanmak mümkün olmadığı gibi, bir zaman dilimini de iki kere kullanmak mümkün değildir. Bu katı gerçek bizi, "An bu andır, dem bu demdir." sırrına götürür. Geçen geçmiş, gelecek de henüz gelmemiştir. Öyleyse kullanılabilir sermayemiz, sadece içinde bulunduğumuz andır. Şu hâlde bütün mesele bu "ân"ın Allah'ın rızasına en uygun bir şekilde değerlendirilmesidir.

İrfan edebiyatımız zamana dair birçok tasavvufi kavramla doludur. Bunlardan birisi “vukûf-u zamanî”dir. Hakikat yolcusu, zamana vakıf ve egemen olmalıdır. Bu sebeple zaman, keskin bir kılıca benzetilmiştir. “Sen onu kesmezsen o seni keser” sözü, zamana hâkim olmanın önemine işaret eder. Çünkü zamana hâkim olanlar, mekânlara da hâkim olurlar.

Öte yandan, diğer kavramlardan biri de “ibnu’l-vakit” olmaktır. Bu tabirin manası da şudur: Zamanın ekseni yaşanılan ândır. Geçmişe üzülme, artık o geride kalmıştır. Zamanı geri çevirmek mümkün değildir. Gelecek hakkında da kaygılanma. Zira dün geçmiştir, yarın meçhuldür. Geleceği yaşayıp yaşamamak konusunda bir garantimiz de yoktur. O halde bize düşen, vaktin çocuğu olarak, içinde bulunduğumuz, yaşadığımız ve telafisi mümkün olmayan şu anı “İki günü birbirine eşit olan zarardadır” düsturunca en verimli bir şekilde değerlendirmektir.

İnsanın yaşayacağı ecel, bir zamandır. “Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler ne öne alınabilirler.” (Yunus, 10/ 49).

Herkes kendisine biçilen bu zamanı bir biçimde yaşayacaktır. Kimileri için zaman, asr-ı saadetten bir parça, kimileri için zaman, asr-ı felaketten bir parça olarak yaşanacaktır. Önemli olan, geçip gideceğimiz şu fani dünyada biz fanilerin hoş bir seda bırakıp gitmesidir.

Ne mutlu, vakti, asıl sahibinin gösterdiği istikamette dolu dolu yaşayan ve kuşanan güzel insanlara!

Bu yazı 4119 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar