Kusurlarınız ne kadar çoksa o kadar çok kusur ararsınız (Cenap...
  • Reklam
M. Niyazi Yılmaz

M. Niyazi Yılmaz

Kusurlarınız ne kadar çoksa o kadar çok kusur ararsınız (Cenap Şahabettin)

02 Haziran 2020 - 08:50

Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyorsa o zaman başkalarının ağzından çıkanlara katlanmak zorunda kalırsınız.

Geçtiğimiz günlerde bu günkü faizleri 'tefecilik' diye eleştirmeye kalkan bir siyasinin geçmişine göz gezdirdiğimizde ilginç bilgilere ulaşıyoruz (Dilek Güngör/Sabah Gazetesi 31/05)

Şubat 2001 krizi öncesinde bankalar vakumla hortumlanırken Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) hiç üstüne alınmadan sanki yetki başkasında imiş gibi olup biteni izliyordu.

Bilin bakalım o dönem BDDK yönetiminde kim vardı?

Hani bugün tefecilik edebiyatı yapan saygıdeğer siyasimiz var ya?..

Kendisi yönetimde idi.

O dönemde tam 13 banka batırıldı ve sektörde 1 yılda tam 40 bin kişi işinden oldu.

Derviş her ağzını açtığında "Bundan böyle bankalarda hortumlama olmayacak" dedi.

Ancak bankaları hortumlayanlarla ilgili hiçbir soruşturma açılmadı!

Neden acaba?..

Yoksa hortumcular tanıdık mıydı?..

2001 sonunda kamu bankalarında batan kredilerin miktarı tam 4,5 katrilyondur. Bunun hesabını ne Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ne de Başbakanlık Teftiş Kurulu sormaz/soramaz!

Yolsuzluk dosyaları Savcılıklara sevk edilmediği gibi bu konuda izin vermesi gereken ilgili bakanlıklar da işlem yapmadı!

Neden acaba?..

Yoksa tefeciler tanıdık mıydı?..

Devleti kurtarsın diye yalvar yakar ABD’den çağırılan Kemal DERVİŞ ile bu siyasimiz İMF’nin tak diye emrettiklerini bir ibadet vecdi içinde şak diye yaptılar.

Dönemin Başbakanı Ecevit, Kemal DERVİŞ’in telefonlarına bile çıkmadığından şikayetçi idi.

Adam başbakanı takmıyordu ki..

Hatta Başbakan da kim oluyordu?..

Gençler o günleri görmediler ama durum aynen böyleydi..

Kemal DERVİŞ neredeyse müstemleke valisi gibi davranıyordu ve kimse ona bir şey söyleyemiyordu.

Çünkü kurtarıcı idi.

Kredi için kapı kapı dolaştığımız, Lüksemburg’tan bile kredi dilendiğimiz, üç kuruşluk kredi bulunca da bayram yaptığımız acıklı günlerdi o günler.

Emir aldıkları tek yer IMF idi.

İşte o IMF’nin emir ve talimatlarıyla bu kurtarıcı(!) ikili Türkiye’nin tam tamına 30 yılına ipotek koydular.

Uyguladıkları IMF reçeteleri ile ülkemiz yüksek faize mahkum edildi.

TL. faizleri yüzde 55'lerdeydi ve milli gelirin neredeyse beşte biri faize gidiyordu.
Bütçe açığı yüzde 11-18 bandına çıkmıştı.

Borç stokunun milli gelire oranı 2002'de yüzde 72'lerdeydi.

IMF'nin adamları Türk çiftçisinin ve tarımının belini kırmak için en önemli tarımsal üretim kalemi olan tütün ve pancarda kotalar koydular.

Bırakın ekonomiden anlayanı, çarşı pazar hesabı yapan birine dahi sorsanız durumun tam bir facia olduğunu söyleyebilirdi.

Ama ekonomiyi bu perişan ve İMF’nin iki dudağı arasına mahkum edenler kurtarıcı olarak ortalıkta dolaşıyorlardı.

Şimdi faizleri “tefecilik” diye niteleyen saygıdeğer siyasimizin yetkili olduğu 1999-2002 yıllarında 29 milyar TL'lik borç 235 milyar TL'ye kadar çıkmıştı.

İçeride ve dışarıdan gelen bütün ihanetlere, saldırılara, provokasyonlara ve darbe girişimlerine rağmen basında yer alan bilgilere göre 2019'da borç stokunun milli gelire oranı yüzde 32'ye indi.

% 72 nere % 32 nere?..

Ekonomist olmaya gerek yok, bakarsanız görürsünüz.

Bu oran, gelişmekte olan ülkeler ve AB ortalamasının bile çok altında.

Kurtarıcı ikilinin döneminde milli gelirin yüzde 20'si faize giderken bugün bu oran % 2,3. Bütçe açığı ise % 3'ün de altında.

Maliye Bakanı Sayın Berat ALBAYRAK’ın açıklamalarına göre;

Dünya ekonomilerini yerle bir eden salgına rağmen Mayıs 2020'de TL borçlanmada faiz yüzde 8.8'e kadar geriledi. Kamu bankalarının uyguladığı faizler Gezi olaylarının başladığı 2013 seviyesine geldi. 2017'de yüzde 5.5 düzeyinde seyreden Türkiye'nin 10 yıl vadeli dolar cinsi getirisi, Eylül 2018 tarihinde yüzde 9.1 düzeyine çıkı. Dengelenme sürecinin başarısı ile 2018'i yüzde 7.1 seviyesinden kapattı. 2019'da jeopolitik risklerden kaynaklanan dalgalanmalara rağmen, 10 yıllık dolar cinsi borçlanmanın faizi düşmeye devam etti. Türkiye, 2019'u yüzde 6.1 seviyesinden kapattı. Salgının başlamasından önce, 2020'de söz konusu faiz yüzde 5.4 düzeyine kadar geriledi. Şubat ayında yapılan 4 milyar dolar büyüklüğündeki son uluslararası tahvilde maliyet dolar cinsinden yüzde 4.95, Euro eşdeğeri olarak ise yüzde 2.7 ile tarihin en düşük seviyesi yakaladı.

Tüm saldırılara rağmen Şubat ayında Türkiye en düşük faizli borçlanmasını gerçekleştirdi. Türkiye artık, isteyenin istediği kadar faiz geliri elde ettiği faiz cenneti bir ülke olmadığını ortaya koydu.

İşte bu nedenle tatil günlerinde, gece yarılarında, seçim öncelerinde Londra kaynaklı finansal saldırılarına hedefi oluyoruz.

Kredi derecelendirme kuruluşları her türlü tetikçiliği yaparken, içerideki uşakları da felaket senaryoları yazdılar.

Ama bir türlü öldürücü darbeyi vuramadılar.

Ne yapsalar ne etseler olmuyor.

Aradıkları felakete ulaşılamadığından tekrar deniyorlar.

Ekonomist ve gazeteci kılıklı soytarılarının hiçbir öngörüsü tutmuyor.

Zırvalarını civcivler bile yemiyor.

Ar damarları çatladığı için utanmadan zırvalamaya devam ediyorlar.

Bakkal Hamdi amca, sütçü Ayşe teyze Prof. ünvanlı bu mandacı eziklere iktisat dersi veriyor.

Hani bazı kıt akıllılar bütün bu olan bitene rağmen “dış kaynaklar ne alaka diyorlar ya?”..

Kel alaka beyler, kel alaka..

Uzun sözün kısası bagajındaki yükü hesaba katmayan IMF sevdalısı siyasetçimiz bu günkü faizleri “tefecilik” olarak niteleyip suçlama yapar ve suçlamasına bir de seviyesiz “sosyete” kulpu katarken, aslında gerçek tefecilerin kimler olduğunu, ülke kaynaklarının nasıl acımasızca faize kaptırıldığını, bankaların nasıl batırıldığını ve 40 bin banka çalışanının nasıl işsiz kaldığını, IMF’nin sadık bir destekçisi olarak gerçek sosyetenin kim olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Bu nedenle kendisine teşekkür edilse yeridir.

O dönem faize akan paralar şimdi köprülere, yollara, tünellere, barajlara, sağlık hizmetlerine, eğitime ve diğer yatırımlarla ülkemizi savunmaya aktarılıyor.

Can havliyle ikide bir IMF ile anlaşalım demelerinin sebebi de bu.

IMF ile anlaştığınız zaman paranızı nereye nasıl yatıracağınızı, hangi yatırımları yapacağınıza siz karar veremiyorsunuz.

İMF sadece mali politikalarınızı değil egemenliğinizi de ipotek altına alıyor.

Davul sizin boynunuzda, tokmak onların ellerinde oluyor.

İşte o nedenle IMF’ye olan borcumuzun bitmesinden itibaren içeriden Fetö destekli gezi kalkışmasıyla başlayarak hız kesmeden devam eden ve dışarıdan da destek verilen acımasız saldırıların sebebi daha iyi anlaşılıyor.

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, eğer IMF ile anlaşma yapılmış olsaydı kara ve demiryolları, hızlı trenler, köprüler, hava limanları, tüneller, tüp geçitler, barajlar, devasa hastaneler, özellikle İHA’lar, SİHA’lar ve düşmana korku salan ve yurt dışı operasyonlarda rüştünü ispat eden savunma sanayii yatırımlarından hangisi yapılabilirdi?..

Hiç biri..

Bu yatırımlar yapılmasın diye yırtınanlar kimler ise gerçek tefeciler de onlardır.

Kendi kusurlarını başkalarında görmek bir savunma mekanizmasıdır.(*)

İşte bu yüzden; kusurlarınız ne kadar çoksa o kadar çok kusur ararsınız. (Cenap Şahabettin).

Oysa kusurların en büyüğü, insanın kendi kusurlarından habersiz olmasıdır.
(Thomas Carlyle)

François De Sales’in dediği gibi “başkalarının kusurlarını görmede kartallara kendi hatalarını görmede köstebeklere benzeyenlere”, görmek istemedikleri gerçekler işte böyle hatırlatılır.

Son sözümüz Harold Bowden’dan gelsin;

“Zamanında açıklamaktan kaçındığımız gerçeklerin, her zaman bizi arkadan vurma gibi kötü bir huyu vardır”.

 

İçinde akıl olmayan beyin sakadattır..

 

Bir yerlerden düğmeye basılmış olmalı ki önce İzmir’de bazı camilerin ses sistemine sızılarak minarelerden İtalyan marşı Çav Bella ve Selda Bağcan şarkıları çalındı.

Yetmedi, Adana’da sözde bir dini grup sanki evlerinde namaz kılmaları yasakmış gibi sokak ortasında namaz şovu yaptı, ardından da bayramda sokağa çıkma yasağını dinlemeyeceklerini duyurarak kahramanlık taslamaya kalktı.

Toplum geçmişte yaşadığı olumsuz örneklerden aldığı dersle soğukkanlı bir şekilde davranarak bu beslemelerin gazına gelmeyince, geçtiğimiz günlerde bu provokasyonlara yenileri eklendi.

İlk olarak Hrant Dink Vakfı'na 27-28 Mayıs tarihlerinde "Bir gece ansızın geleceğiz, orayı başınıza yıkacağız" yazılı tehdit içerikli iki ayrı e-posta gönderildi. Bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca başlatılan soruşturma kapsamında emniyete, tehdit olayına ilişkin gereken tüm araştırmanın titizlikle yürütülmesi talimatı verildi. Söz konusu tehdidin yapıldığı e-postasının kullanıcısı olduğu belirlenen H.A., Konya'nın Selçuklu ilçesinde gözaltına alındı.

İstanbul'a getirilen H.A.'nın 'kasten yaralama, tehdit ve hakaret' suçlarından kaydı olduğu tespit edildi.

İkinci olarak Üsküdar Kuzguncuk'taki Surp Krikor Lusaroviç Ermeni Kilisesi'nin dış kapısında bulunan haçı söktüğü gerekçesiyle gözaltına alınan Mazlum S., mahkemece serbest bırakılmıştı. Savcılığın bir üst mahkemeye itirazı üzerine yeniden gözaltına alınan Mazlum S. dün çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Tabii bu arada İslam düşmanları da boş durmadı..

Emin BALTAŞ isimli şahsın İslam dinini ve görevlilerini hedef alan skandal bir paylaşım yaptığını tespit eden Diyanet İşleri Başkanlığı İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu.

Başkanlık tarafından verilen şikâyet dilekçesinde, E. B'nın 20 Mayıs günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Biraz önce yine, 'Akepe'nin emir komutasında çalışan' Diyanetin paralı köpekleri 'İmamların' mahalli müezzinlerin Anırdığı Arapça bir takım ilan ve ifadeler ile rahatsız oldum. Ne söylendiğini anlamadığım gibi, 'Korkunç ve rahatsız edici bir sesle' şok oldum. Bir yaratık, anım-anım bağırdı, sonra da bir takım ARAPÇA bir şeyler söyledi.." şeklinde hakaret içerikli sözler yazıldığı kaydedildi.

Başkanlık, Baltacı'nın İslam'a, Başkanlığa, Dini değerlere, Ezan ve Selâlara, Din görevlilerimize, Müslüman Türk toplumunun milli ve manevi değerlerine yönelik çok çirkin bir biçimde hadsiz ve insafsızca saldırıda bulunarak alenen hakaret ettiği anlatılırken, Şüphelinin nefret ve hakaret içeren anılan paylaşımını sosyal paylaşım sitesi Facebook üzerinden herkesin ulaşabileceği bir biçimde paylaştığı belirtildi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca konuyla ilgili olarak, soruşturma başlatıldığı bildirildi. 

Belli ki birileri geçmiş günleri özlemişler.

Provokasyon yapan/yaptıran, yaptıklarının yanlarına kar kalacağını zannediyor.

Bor’un da Niğde’nin de pazarı geçti.

Bu kafanın gideceği yer pazar değil kodes olur.

O günler mazide kaldı.

Vatandaş bu aşağılık numaraları yutmuyor.

Güvenlik güçleri de şıp diye enseliyor.

O eski korkak devlet yok artık, devlet; devlet olmanın gereğini yapıyor.

Yargı da hesabını soruyor.

Hiçbir dine ve o dinin sembolüne/kutsalına hakaret kabul edilemez.

Kilisenin haçını sökmek, Hırant Dink Vakfını tehdit etmek, ezana salaya saldırmak, minareden şarkı çalmak, tam bir alçaklıktır.

Elbette hukuk içinde hesabı sorulacaktır.

Akıllarını kiralamış bu şerefsizlerin beyinleri “kelledeki sakatat” gibidir.

Kiralayan istediği gibi kullanacağı için bir öküzün beyni bile bunlarınkinden daha değerlidir.

 

Ayasofya’da Fetih Suresi okundu

Bakın kimlere dokundu?..

 

Azılı Fetö firarisi ve Türkiye düşmanı Abdullah Bozkurt, Ayasofya'da İstanbul'un Fethi dolayısıyla Fetih Suresi okunmasını Batı'ya şikayet ederek sosyal medya hesabından İngilizce yazdığı iletisinde şu cümleleri kullandı:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıkladığı gibi, Türk İmam bu akşam Ayasofya'nın Fetih Bölümünü okudu ve Kültür Bakanı dinledi. UNESCO Dünya Mirası alanı olan Ayasofya, daha önce Osmanlı imparatorluk camisine dönüştürülmüş olan Yunan Ortodoks katedrali olan bir müzedir. Cumhurbaşkanı, Ayasofya'dan canlı olarak yayınlanan dua yayınına katılıyor, İmam'ın orijinal Arapça resitali sonrasında, fetih bölümünün Türkçe mealinin tamamını ulusa tam olarak okuyor. Erdoğan'ın camiye dönüştürmek isteyen İslamcı üssü yeniden yeni bir canlılık kazanıyor."

Nasreddin Hocanın dediği gibi kafasına vurulan eşeğin sesi kıçından geliyor.

Yıllarca İslam’ın temel değerlerini kullanarak cemaat adı altında ihanet tohumu eken ve asıl amaçları ABD, AB ve NATO’ya uşaklık olan din bezirganlarının gerçek yüzünü gösteren bir utanç verici bir ibret vesikası..

Allah’ın ayetinin okunmasından, duadan rahatsız olan sözde Müslümanlara(!) bakın.

Yıllarca Ayasofya neden ibadete açılmıyor diye saf Müslümanları tahrik ettiler.

Şimdi de Ayasofya’da neden Fetih Suresi okundu diye dertleniyorlar.

Onların uşaklığa adanmış “Küçük Dünya”ları böyle büyük işleri anlamaya yetmez.

“Sızıntıdan” beslenenlerin varacakları son nokta, işte böyle Allah’ın Ayetinin okunmasından duyulan rahatsızlıktır.

Uydurdukları düzmece diyalog dinini perdelemek için İslamiyeti kullandıkları bir kez daha kabak gibi ortaya çıktı.

Beslemelerin din istismarı ve ihanetleri bundan daha iyi anlatılamazdı.

Yüksel AYTUĞ’un 31/05/2020 tarihli Sabah Gazetesindeki yazısında çok güzel bir şekilde ifade ettiği gibi; “bakmayın başta Yunan politikacılar olmak üzere Batı'daki bağnaz, şovenist ve emperyalistlerin kopardığı yaygaraya... Ayasofya'da Kur'an okumak anamızın ak sütü gibi bize helaldir. Bundan 567 yıl önce ecdadımız bu uğurda kanını dökmüştür. Dünyada hiçbir millete, hiçbir komutana nasip olmayan bu zafer, Fatih Sultan Mehmet ve biz torunlarına nasip olmuştur.

Ayasofya'da onların ruhuna gönderilecek bir dua, okunacak bir ayeti kimse bize çok görmemeli. Çünkü biz, Allah'a çok şükür ki, fethettiğimiz her yerde insanların dinine, diline, kültürüne en saygılı milletiz.”

Anlayana sivrisinek saz, dinler arası diyalog masallarına inanan koyunlara davul zurna az.

 

Bunlar fragman Film yeni başlıyor…

 

ABD'nin Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde 46 yaşındaki siyahi Amerikalı George Floyd'un polis memuru Derek Chauvin tarafından öldürülmesi sonucu başlayan protestolar, ülke genelinde şiddetini arttırarak devam ediyor.

Minnesota’da başlayan protestolar tüm ülkeye yayılınca, birçok eyalette polis gücünün yetersiz kalması sonucu Ulusal Muhafızlar da sokağa indi.

Amerikan Baharı' olarak nitelendirilen olayların ardından Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin, başkent Washington’da tüm iletişimleri yerel saatle 01.00 ve 06.00 arasında kestiği ifade edildi.

Hatırlıyor musunuz NYT, WP, CNN’leri ve diğerlerini.

Sadece Türkiye’de değil dünyanın her ülkesinde kendilerine biat etmeyen yönetimleri al aşağı etmek için çıkarttıkları kaos görüntülerini ballandıra ballandıra anlatıyorlardı.

Anlatmakla kalmıyor abartıyor ve tahrik ediyorlardı.

Hangi ülkede olursa olsun işlerine gelmeyen karar alındığında parmaklarını sallayarak not ediyorlardı.

Aba altından sopa göstererek tehdit ediyorlardı.

Terör örgütlerine destekliyor, bu örgütlerin işledikleri cinayetleri meşrulaştırıyorlardı.

Onlara yarayan her cinayeti desteklediler.

Suudi Arabistan’ın veliaht prensi M. Bin SALMAN’ın Cemal KAŞIKÇI’yı vahşice öldürtüp fırında yaktırmasını bile, görmezden geldiler.

Her fırsatta basın özgürlüğü, fikir ve ifade özgürlüğü, insan hakları dersi veriyorlardı.

İsrail’in Filistin’de Sisi’nin Mısır’da işlediği alçakça cinayetleri Hollywood filmleri gibi izliyorlar, katilleri alkışlıyorlardı.

Şimdi gazeteciler tekme tokat yerlerde sürünüyor, göstericilerin üzerine araba sürülüyor ve polis en vahşi yöntemlerle orantısız güç kullanıyor, göstere göstere öldürüyor.

Ne fikir, ne basın özgürlüğü var ve ne de insan hakları.

ABD cayır cayır yanıyor.

Yağma, talan., şiddet almış başını gidiyor.

Demek ki hiçbir zulüm karşılıksız kalmazmış

Demek ki mazlumun ahı yerde kalmazmış.

Gördüklerimiz fragman, film yeni başlıyor..

Koltuğunuza yaslanın, kahvenizi alın keyifle izleyin..

İyi seyirler..

___________________________________________________________________________

(*) Yansıtma benliğimizin kendisine yakıştıramadığı duygu ve düşünceleri çevresindeki insanlara atfetmesidir. Yansıtmada biraz da bastırma eğilimi vardır.  Kişi, kabul edilmeyecek duygu ve düşüncelerini önce bastırmakta, sonra başka kişilere yansıtmaktadır. Kendisinde var olan olumsuzlukları, kendine itiraf edemese de başkalarına yakıştırır. Başkalarında gördükleri kusurlar, aradıkları açıklar asıl kendilerinde vardır. Yani birini eleştirirken aslında kendini eleştirmekte ve kendi kişiliğine ayna tutmaktadır. Yansıtma mekanizmasına çok sık başvuran insanlar yanlışını ve eleştiriyi asla kabul etmez ve çevreyi sürekli suçlarlar. Aslında yapay bir ego tatminiyle kendini haklı görmeye, pohpohlanmaya, kabule, ilgiye, sevgiye, onaylanmaya muhtaçtır. Bunun için de kendini iyi, erdemli ve mağdur göstermeye çalışırken çevresini aşağılar. (Milliyet Blog/ Savunma Mekanizması/ /Psikoloji/08.07.2019 Nermin ELMAS)

 

Bu yazı 1051 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar