Sanki eski bayramlar gelse kıymetini bilecekmişiz gibi..
  • Reklam
M. Niyazi Yılmaz

M. Niyazi Yılmaz

Sanki eski bayramlar gelse kıymetini bilecekmişiz gibi..

15 Ağustos 2019 - 09:41

Yazılı ve sözlü medyada geçtiğimiz bayramlarda olduğu gibi artık bir ritüel haline gelen “nerede o eski bayramlar” yakınmasını duyduğumda 2003 yılında kaybettiğimiz ünlü pop şarkıcı İbrahim Sesigüzel (İBO)’ün geçmiş bayramlara özlemini anlatan o meşhur şarkısı gelir aklıma.

“Benim balonlarım vardı

Onları kimler aldı

Mutlu bayramlar Vardı Kim bilir nerde kaldı

Bayramları bekler bayramları yaşardık

Bayramlar mı eskidi bizler mi yaşlandık”

Bizlerin yaşlandığı doğru olmakla birlikte bayramlar eskimedi aksine günümüz anlayışına ayak uydurdu...

Daha doğrusu biz bayramları kendimize uydurduk.

Bayramların “bayram olduğu” günleri günümüz gençleri ve çocukları bilmezler.

Çünkü onlar internetsiz on dakika bile yaşayamayacaklarını söyleyecek kadar sanal alemin bağımlısıdırlar..

Oysa bayramlar gerçek hayatın içinde vardır.

Bayramın ruhunu kavramak ve bayramı yaşamak gerçek hayatın içinde olmakla mümkündür.

Bayramları gerçek olmayanlar neyi paylaşacaklar?..

Kaldı ki onların paylaşmak için bayramı beklemelerine de gerek yok.

Yanlış anlaşılmasın paylaşmak dediysem “like” paylaşımlarından bahsediyorum.

İstisnalar haricinde günümüzde kimse kimsenin yükünü, derdini, acısını paylaşmıyor.

Her şey “önce ben” esasına uygun yürüyor.

Yeni arabam ve ben.

Filanca restoranda ben.

Yeni kıyafetim ve ben.

Tatilde ben.

Denizde ben, dağda ben, bağda ben, gölde ben, havuzda ben, düğünde ben, kınada ben, cenazede ben, evde ben, işte ben, masada ben, ben, ben, ben, ben…

Paylaştığı kendisi.

Kendisinden başka paylaşacak kimsesi olmayanın bayramda paylaşacak neyi olabilir ki?

Böyle insanlar için bayramın hiçbir önemi yok...

Bayram onlar için TATİL..

Gezmek ve eğlenmek..

Yani yaşamak…

Oysa bayram yaşamak kadar yaşatmaktır da..

Evde ailesi ile aynı sofraya oturmayan, istediği bir şeyi odasından çıkmadan annesine whatsapp mesajı ile ileten, elinden cep telefonunu düşürmeyen ve internetsiz yaşayamayan insanlar için hiçbir anlamı yok bayramın.

Yeter ki takipçilerinin ve yeter ki aldığı “like” ların sayısı artsın.

En ünlü restoranlarda yedikleri etlerin görüntülerini İnstagram’da paylaşmak onlar için itibar sebebi.

Ama iş kurban kesmeye gelince “hayvanlara merhamet” numarası çekmekte üzerlerine yok.

Nusret’te porsiyonuna kim bilir kaç lira verdiğiniz et ağaçta mı yetişiyor?..

Ya da Bodrum’da Marmaris’te tanesi 100 lira olan lahmacunun etleri sera da mı yetiştiriliyor?.

Bırakın bu iyilik havariliği ayaklarını

İsteyen ve inanan kurban keser, inanmayan kesmez.

Bu kadar basit.

Günümüzde “kurban kesmek yerine bağış yapın” paylaşımları yapan iyiliksever(!) zibidiler türedi.

Size mi soracağız ?..

Çok meraklıysanız kendiniz bağış yapın.

Eski bayramlarda böyle zibidiler yoktu.

İsteyen kurbanını keser istemeyen kesmezdi ama kimse kimseye niye kestin niye kesmedin niye bağış yapmadın diye sormazdı.

Bir yandan Milletin inancı gereği kestiği kurbanı gereksiz gösterip diğer yandan o kurban hürmetine ilan edilen bayramları idrakten yoksun işkembe beyinlilerin nerede o eski bayramlar demeye hakları var mı?..

Yok elbette.

Bayram yüz yüze gelmektir.

Bayram yüzleşmektir.

Bayram samimiyettir.

Bayram paylaşmaktır.

Bayram anlamaktır.

Ve bayram sevmektir.

Ama Allah için sevmek..

Ana babasıyla yüz yüze gelmeyen komşusuyla mı gelecek?..

Camide bile cep telefonundan gözünü ayırmayacaksın.

-Eğer varsa- sevdiklerine isimleriyle hitap edilmiş iki satır tebrik masajı dahi  yazmayıp/yazamayıp süslü kelimelerin yer aldığı ısmarlama ruhsuz mesajlarla yasak savacaksın sonra da nerede eski bayramlar diye -sözüm ona- hayıflanacaksın.

Kopyaladığı hazır mesajı onlarca kişiyle paylaşmakla bayramı kutladıklarını zanneden insanların “nerede o eski bayramlar” demeleri tam bir yüzsüzlük örneği..

Kabul edelim ki eski bayramlar yok artık.

Eski bayramlar eski insanlarla birlikte yok oldu gitti.

Güzel insanlardı onlar.

Vefalı insanlardı.

Hayatları bayram tadında olduğu için bayramları da hayat tadındaydı.

Her şeyin çıkara tahvil edildiği, merhametin, sadakatin ve nezaketin değersizleştirildiği günümüzde bayramlar da elbette yaşadığımız hayatın gerçekleriyle şekilleniyor.

Geniş aile dağıldığı için herkes kendi başına yaşıyor.

Her bayram öncesi şeker reklamlarında gördüğümüz bir araya gelen ailelerin sayısı o kadar az ki..

Kimi imkansızlıktan, kimi izansızlıktan bir araya gelemiyor.

Mal mülk paylaşımları, ayrılıklar gayrılıklar, kırgınlıklar, kızgınlıklar kardeşi kardeşten uzaklaştırmış.

Huzurevine yerleştirdiği ana babasını değil ziyaret etmek telefonla bile aramayanların bayramından ne hayır gelir.

Bayram sabahları bütün fertleri bir araya gelebilen kaç aile vardır?..

Tatile giden gidiyor.

Tatil dedikleri şeyin rezillik, kepazelik ve kazıklanmak olduğunu bile bile gidenler var.

Bir kısmı tatile gitmiyor kaçıyor.

Bazıları gerçekten yorgun düşüyor kurbanını vekaleten kestirerek dini görevini yerine getiriyor, mesajlarla da bayramı kutluyor ve dinlenmeye çalışıyor.

Hem kadının hem erkeğin çalıştığı evler bayramda ziyaretçi kabul ederek yorulmaktansa tatilde yorulmayı tercih ediyorlar.

Gidemeyen AVM’lerde zaman öldürüyor.

Gösterişli binalardaki rengarenk vitrinler sizi adeta bir hortum gibi içine çekiyor.

Sizi çekemez ise, eşinizi onu da çekemez ise çocuklarınızı mutlaka çekiyor.

O kampanya, bu indirim, şu fırsat derken saatler süren alışveriş ve yeme içmenin sonunda cüzdanlarınız erimiş halde çıkıyorsunuz dışarı.

Birileri sayenizde gerçekten bayram ediyor..

Cuma namazında camide 15 dakika kalmaktan sıkılıp homurdanan, hutbe dinlemek yerine cep telefonu ile meşgul olan Müslüman AVM’de on saat vakit geçirmekten sıkılmıyor.

Sonra da kalkıp nerede o eski bayramlar diye soruyor.

Eskiden AVM yoktu.

Bir ay boyunca veresiyle alışveriş yapılıp ay başında parası ödenen sevimli mahalle bakkalları vardı.

O bakkaldan ihtiyaç kadarı alınır gereksiz para harcanmazdı.

Eskiden cep telefonları tabletler, bilgisayarlar ve de sosyal medya yoktu.

Hayat olağan akışı içinde devam ediyordu ve yaşananlar  da gerçekti.

Şimdi hayatımızı esir alan ve günde ortalama 180 defa bakılan cep telefonları var.

Dalıp saatlerce çıkamadığımız kimin nasıl görünmek istiyorsa öyle göründüğü sosyal medya var.

Her şey renkli ve dijital..

Görüntü renkli ama ruhlar siyah beyaz.

Kullandığımız aletler akıllı.

Aletler  akıllandıkça insanlar ruhsuzlaşıyor.

Ve ne yazık ki aletlere ruh yüklenemiyor.

Gerçeğin değil algıların insanlara yön verdiği mecralar olan dijital platformların tutsağı olmuş insanlar için zaten önemi yok bayramların.

Onların bayram sevinci takipçi sayısının fazlalığı ile orantılı.

Yani ne kadar “like” o kadar bayram..

Deliye her gün bayram misali.

Eskiden mahallede kim muhtaç bilinirdi.

Kurban kesilir kesilmez de o muhtaçların hakkı verilirdi.

Şimdi yaşadığımız lüks sitelerde, plazalarda, rezidanslarda alt üst komşumuzu tanımıyoruz.

Asansöre binen selamlaşmıyor, ininceye kadar yere ya da sabit bir noktaya bakıyor.

Üçüncü kattaki komşunun cenazesi olduğundan altıncı katta düğün eğlencesi yapan komşunun haberi olmuyor.

Eskiden düğünde de cenazede de birlik olunurdu.

Komşu komşuyu, mahalleli mahalleliyi bilirdi.

Şimdi meşhurların cenazeleri biliniyor.

Yanlış anlaşılmasın biliniyor dediysem dini görev için değil, tabutu başında selfi çekilip sonra da sosyal medyada paylaşmak için biliniyor.

Yanlış bir söz ve davranışımızdan dolayı bizi uyaran mahalle büyüğünü anne babamıza şikayet ettiğimizde iyi yapmış diyerek bir uyarı da onlardan alırdık.

Şimdi çocuğumu söz söyledin diye uyaranı tekme tokat dövüyorlar.

Komşular; sen park edeceksin, ben park edeceğim diye taşlı sopalı kavgalar yapıyor.

Eskiden yanında eşi bulunan erkekle kavga edilmezdi.

Şemdi hamile kadın dövülüyor, arabasının üzerine çıkılıp tepiniliyor.

Eskiden belediye başkanları seçim öncesinde işçi çıkartamayacaklarına dair namus ve şeref sözü verip seçim kazanır kazanmaz işçi çıkartmazlardı.

İşçi çıkartacak ise de namus sözü vermezdi.

Şimdi seçim öncesinde noter tasdikli işçi çıkartmayacağı beyanında bulunan ve namus sözü veren başkanlar makama oturdukları ilk gün işçileri kapı dışarı ediyorlar.

Eskiden söz ağızdan çıkardı.

Ve o nedenle de değeri vardı.

Eskiden engelli, mağdur işçilerin ekmeği ile oynanmazdı.

Eskiden güç denemesi ekmeğinin derdinde olan işçiler üzerinden yapılmazdı.

Şimdi “benden değilsin” denilerek ekmekleri ellerinden alınıyor bayramları zehir ediliyor.

Ekmeği elinden alınan insanlar nasıl bayram yapacaklar?....

Eskiden kurban eti dağıtan insanlara saygı duyulurdu.

Şimdi kurban eti dağıtan Yasin BÖRÜ’ler öldürülüp cesetleri sokaklarda gezdiriliyor.

Bu cinayetleri azmettirenler demokrasi havarisi ilan ediliyor, alkışlanıyor, övülüyor.

Ve bütün bu olan bitenlerden sonra saf saf her bayram aynı sorular soruluyor.

Nerde kaldı eski bayramlar?.

Kabul edelim ve dürüst olalımki eski bayramlar yok artık.

El birliği ile o bayramları yok edip ardından da nerede diye sormak iki yüzlülükten başka bir şey değildir.

Sanki eski bayramlar gelse değerini bilecekmişiz gibi.

 

 

 

Bu yazı 3068 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar