Tilki çakalın yaveridir, derisinden vazgeçer de...
  • Reklam
M. Niyazi Yılmaz

M. Niyazi Yılmaz

Tilki çakalın yaveridir, derisinden vazgeçer de alışkanlıklarından asla vazgeçmez…

23 Kasım 2021 - 08:54

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mayıs 2021 tarihinde pandemi nedeniyle yaşanan 17 günlük kısıtlama nedeniyle “sıkıntıya düşen esnafımız, çalışanımız olduysa hepsinden helallik istiyoruz” demişti.

Kılıçdaroğlu o zaman, “Bırak kardeşim sen helalleşmeyi. Neyin helalleşmesi? Helalleşme olayı sadece ve sadece insanları avutmak amacıyla veya insanların inançları veya duygularını sömürmek amacıyla, onların yaşadıkları sıkıntıları nasıl unutturabiliriz... Öyle bir çaba. Bu beyhude bir çabadır. Biz hakkımızı helal etmiyoruz” diye cevap vermişti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından paylaştığı bir videoyla; “Ne pahasına olursa olsun toplumsal ilişkilerimizi güçlendirmek ve yaralarımızı iyileştirmek için geçmişte yapılan hataların sorumluluğunu almayı ve bunlar için birbirimizden helallik istemeyi bilmeliyiz. Benim liderliğini yaptığım partinin de geçmişte yarattığı derin yaralar vardır. Uzun süredir de bu yaraları yaratan o sistemi değiştirmekle uğraştım şimdi ise dışarıya dönme zamanı. Ben bu yaraların kapanması için helallik isteme, helalleşme yolculuğuna çıkıyorum.” Dedi.

Bu konuyla ilgili olarak yazılı, görsel ve sosyal medyada yapılan değerlendirmelerden çıkan sonuç; bunun altı doldurulmamış, samimi olmayan ve güven vermeyen beyhude siyasi bir taktik olduğu yönünde.

Nitekim; mağdur kitlede bu helalleşme talebinin hiçbir karşılığının olmaması aksine öfkenin daha da artması beyhude bir çaba olduğunu doğruluyor.

Ancak bu girişimin belki de tek olumlu tarafı; “Benim liderliğini yaptığım partinin de geçmişte yarattığı derin yaralar vardır” itirafıdır, bu itiraf artık bir gölge gibi sahibini takip edecek ve her vesileyle gündeme getirilecektir.

Derin yaraların hepsi bir tarafa sadece 15 Temmuz’u tiyatro olarak gören bir zihniyetin helallik istemesini biz de samimiyetten uzak ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun ifadesiyle; “insanları avutmak amacıyla veya insanların inançları veya duygularını sömürmek amacıyla başlatılmış beyhude bir çaba ve bir siyasi tiyatro gösterisi olarak görüyor, sözü daha fazla uzatmadan sizi aşağıdaki helalleşme masalını okumaya davet ediyoruz.

 

*****

 

Yeterli güvenlik önlemleri bulunmayan bir çiftlikteki koyunları, kuzuları yiyerek konforlu bir hayat süren tilkiler, çiftliğin tel örgülerle çevrilmesiyle aç kalmaya başlarlar.

Bir, üç, beş, on, yirmi gün derken açlıktan perişan olan tilkiler ölmeye başlayınca acilen bir toplantı yaparak çözüm bulmaya çalışmışlar.

Tilkiler teker teker söz alıp önerilerini sıralamışlar, uzun uzun tartışmışlar sonunda içerinden en yaşlı tilkinin önerisi kabul görmüş.

Yaşlı tilki; “arkadaşlar demiş, yıllardır bu çiftlikteki hayvanlara çok zarar verdik, canımızın çektiğini yedik, sayelerinde gıda bulma derdimiz olmadı ama artık tedbir aldılar ve sıkıntı çekmeye başladık.

Onlara bir temsilci göndererek, geçmişte verdiğimiz zararlardan dolayı çok üzgün ve mahcup olduğumuzu, bu yaptıklarımızdan utanç duyduğumuzu ama artık barış içinde dostça yaşamak istediğimizi belirterek, helalleşmek istediğimizi söyleyelim.

Koyunlar saf hayvanlardır pişman olduğumuzu onları inandırabilirsek tedbirleri gevşetirler, biz de eski günlerimize dönebiliriz.

Gruptan genç bir tilki tepki göstermiş.

Onlar zaten bizim yememiz için yaratılmışlar, niye pişman oluyormuşuz, niye helalleşecekmişiz? Gidip koyunlar önünde diz mi çökeceğiz?..

Yaşlı tilki; “sakin ol evlat” demiş, tabii ki pişman filan değiliz ama artık kolay yiyecek bulamıyoruz, açlıktan ölecek halimiz yok, biraz rol yapacağız ve kandırdığımız koyunları yiyeceğiz, bu kadar basit.

Ayrıntıları görüşüp mutabık kaldıktan sonra yaşlı tilkiyi elçi olarak göndermek kararı almışlar.

Yaşlı tilki çiftliğe giderek tel örgülerin ardından koyun kardeşler sizinle biraz görüşmek istiyorum demiş.

Koyunlardan bazıları tedirgin bir şekilde tel örgütlerin ardına gelince tilki son derece mahcup ve yumuşak bir üslupla başlamış konuşmaya;

Kardeşler biz geçmişte size çok büyük acılar yaşattık, bir sürü yakınınızı öldürdük, çiftliğinizi talan ettik, çok kan döktük, çok yavruyu anasız babasız bıraktık ama bu yaptıklarımızdan dolayı çok pişmanız, artık bu zulme bir son verip bundan sonra barış içinde birlikte yaşamak istiyoruz.

Yeni bir sayfa açalım, geçmişteki hatalarımız, yanlışlarımız nedeniyle özür diliyor ve hepinizle helalleşmek istiyoruz.

Belki bize inanmayacaksınız ama biz son derece samimiyiz ve haklarınızı helal etmenizi istiyoruz.

Koyunlardan birisi; size nasıl ve neden inanalım diye sormuş?

Yaşlı tilki haklısınız, isterseniz bir haftalık bir deneme süresi koyalım, gelin bizim oradaki çayırlarda istediğiniz gibi yayılın, bakın ben en yaşlı tilkiyim sözüm geçer, size “namus ve şeref sözü veriyorum kimse kılınıza dokunmayacak, denemekten ne çıkar?” diye cevap vermiş.

Koyunlar biz akşam bir toplantı yapalım, yarın size kararımızı bildiririz demişler.

Yaşlı tilki, tamam o zaman yarın görüşelim diyerek çiftlikten ayrılmış.

Akşam çiftlikteki koyunlar toplanmışlar.

Yaşlı koyunlar; bir tilki asla pişman olmaz, bu bir tuzak inanmayalım demişler ama genç koyunlar ve kuzular onları geri kafalılıkla suçlayarak, barış içinde yaşamanın mümkün olduğunu, önyargılardan kurtulmak gerektiğini, pişman olduklarını söyleyen ve helalleşmek isteyen tilkilere bir şans daha verilmesinin uygun olacağını, artık tabuları yıkma zamanının geldiğini böylece bol ve gür otların bulunduğu yeni beslenme alanlarına kavuşacaklarını söylemişler.

Yaşlılar ısrarla hiçbir tilkinin yaptıklarından pişmanlık duymayacağını ve dertlerinin helallik olmayıp, kendilerini tuzağa düşürmek olduğunu söyleseler da genç koyunlar ve kuzular; sizin gibi geri kafalılar yüzünden özgürlüğümüz kısıtlanıyor, siz etmeseniz de biz helalleşme teklifini kabul edeceğiz demişler.

Yaşlı koyunlardan birisi; evlatlar sizin daha tilkilere helal edecek bir hakkınız geçmedi, başkalarının hakkını helal etmek size düşmez, bizim çok hakkımızı yediler, hesaplaşmadan kuru kuruya helalleşme olmaz bu bir tuzaktır, diyerek uyarsa da genç koyunlar tilkilerin pişmanlığını kabul ederek haklarını helal etmeye karar vermişler.

Ertesi gün yaşlı tilki çiftliğe geldiğinde tel örgülerin ardında genç koyunlar karşılamış onu.

Evet kardeşler ne yaptınız?...

Helalleşme ve birlikte kardeşçe yaşama teklifimizi düşündünüz mü diye sormuş yaşlı tilki?..

Genç koyunlardan birisi; evet tilki kardeş pişmanlığınızı ve helallik teklifinizi kabul ediyoruz.

Biz size hakkımızı helal ediyoruz ve birlikte yeni bir sayfa açarak bundan sonra özgür yaşamak istiyoruz demiş.

Tilki bu karardan çok memnun olduğunu, böyle bir karar vermekle büyük bir cesaret gösterdiklerini, tarihin kendilerinin adını altın harflerle yazacağını ve tabuları birlikte yıkacaklarını söyleyerek tebrik ettiği koyunları bol ve gür yeşil otların bulunduğu kendi yaşam alanlarının yanındaki çayırlıklara davet etmiş.

İstediğiniz zaman gelin yayılın kimse sizin kılınıza dokunmayacak ben kefilim demiş.

Genç koyunlar çiftlikten fırladıkları gibi tilkilerin yaşam alanının yakınındaki otlaklara koşmuşlar.

Yolda gördükleri tilkiler; koyun kardeşler hoş geldiniz, artık barış içinde birlikte yaşayalım, buralarda sizin de hakkınız var diyerek saygı gösterisinde bulunarak koyunları alkışlamışlar.

Birkaç günün ardından koyunlar akşam döndükleri çiftliklerinde mutluluklarını ifade ederlerken, yaşlı koyunlarla da kendilerine katılmayıp kuru ot yedikleri için alay etmişler.

Gözlerinin önünden geçen koyunlara bakıp ağızları sulanan tilkiler yaşlı tilkiye sormuşlar; Biz daha ne kadar sabredeceğiz? Sabrın da bir sınırı var. Koyunlar kuzular oynaya zıplaya yanımızdan geçiyorlar biz sadece selam veriyoruz, bu zulüm daha ne kadar sürecek?..

Yaşlı tilki; Arkadaşlar, genç koyunların bir kısmı helalleşme numarasını yuttular. Ama içlerinde hala kararsız olanlar var, hemen saldırırsak amacımıza ulaşamayız, biraz sabır demiş.

On, onbeş, yirmi gün derken çiftlikte bütün genç koyunlar ve kuzular tilkilerin samimi olduklarına iyice kanaat getirerek güle oynaya onların bulunduğu yerin yakınındaki otlağa gitmeye başlamışlar.

Boşu boşuna kendilerini tilkilere düşman ettikleri için büyüklerine kızan koyunlar, bu sevgi gösterilerinden o kadar etkilenmişler ki gelip geçerken tilkilerin yanaklarından makas bile almaya başlamışlar.

Çiftlikteki yaşlı koyunlar gençleri; bakın bu işin sonu hayır değil, bayram değil seyran değil tilkiler neden helallik alsınlar, neden pişmanlık duysunlar diyerek uyarsalar da hiç biri dinlememiş, işte sizin bu geri kafalarınız yüzünden barış içinde yaşayamıyoruz demişler.

Nihayet bir ayın sonunda yaşlı tilki müjdeli haberi vererek; arkadaşlar yaşlı olanlar çiftlikten çıkmamaya kararlılar ama yarın genç koyunların ve kuzuların hepsi otlakta olacaklar, hepimize yetecek kadar koyun var, herkes gözüne kestirdiğini alıp götürsün demiş.

Tilkiler çekecekleri ziyafeti düşünerek sabahı zor etmişler.

Ertesi gün yayılmak için geldikleri otlaktaki bütün koyunlara saldırarak ellerinden kaçırdıkları birkaç tanesi hariç hepsini afiyetle yemişler.

Ve kendilerine bu ziyafeti hazırlayan yaşlı tilkiye de teşekkürlerini iletmişler.

Canlarını zar zor kurtaran birkaç koyun çiftliğe kan revan içinde gelerek, tilkilerin kendilerine saldırdıklarını ve arkadaşlarını öldürdükleri, onlara inanmakla çok büyük bir hata yaptıklarını söylediklerinde başından beri tilkilere güvenilmeyeceğini söyleyip uyaran yaşlı koyun; evlat demiş, tilkiler pişman olmazlar, pişman olur gibi davranırlar.

Sizin gibi kandırdıkları ile de hayatlarını sürdürürler, yani kandırmak onların mayasında var.

O yüzden kabahat onlarda değil sizlerde, kanmayacaktınız.

Sizi çok uyardık, inanmayın dedik ama bizi dinlemediniz, başkalarının uğradığı haksızlığı siz helal edemezsiniz dedik kabul etmediniz, hesaplaşma olmadan helalleşme olmaz.

Ama demiş yaralı koyunlardan birisi; bize söz vermişlerdi, barış içinde kardeşçe yaşayacak, tabuları yıkacaktık..

Yaşlı koyun cevap vermiş;

Evlat; tilki çakalın yaveridir, derisinden vazgeçer de alışkanlıklarından asla vazgeçmez.

 

"Na to kefari, Na to mermari"(*)

 

Halk TV'de yayınlanan Medya Mahallesi programına katılan  CHP'nin Parti Meclisi Üyesi ve eski milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, "Ben şunu söylüyorum. NATO, uluslararası emperyalizmin askeri gücü, biz de oranın üyesiyiz. Problem yok ama bu NATO'nun, Avrupa'nın, Türkiye'de demokrasi olsun diye bir derdi olduğuna inanmıyorum. Olsaydı 10 yıldır bazı müdahaleler yapardı." ifadeleri üzerine kronik muhalif Ayşenur Arslan bile "Ay ne yapardı canım müdahale derken?" diyerek şaşkınlığını gizlemedi.

Egemenliğin sahibi olan milletin vergilerinden maaş alan (eski) milletvekili NATO’nun Türkiye’ye müdahale etmemesinden rahatsızlık duyduğunu sunucuyu bile şaşırtacak kadar açık bir şekilde söylüyor ama ne partisinden, ne fondaş/besleme medyadan ve ne de  ensemizde boza pişiren demokrasi havarilerden tık çıkmıyor ve ikrardan gelen derin bir sessizlik yaşanıyor.

Sosyal medyanın yalan haberleriyle esip gürleyenler, 7/24 millete demokrasi vaazı verenler, bağımsız ve demokrat gazeteciler üç maymunu oynuyor.

NATO ve ABD demokrasi yıllarca demokrasi getireceğiz diyerek bu ülkede darbeleri ve darbecileri teşvik ettiler, başarılı olduklarında da “our boys” yaptı diyerek övündüler.

Son olarak 15 Temmuz’da milletin direnişi ile darbe hevesleri kursaklarında kalan ve 251 kardeşimizin şehit olmasına neden olan demokrasinin ırz düşmanlarını halen ABD, NATO ve AB beslemeye, korumaya ve kollamaya devam ediyor.

TBMM Genel Kurul Salonunda Başkanlık kürsüsünün arkasında, tüm milletvekillerinin göreceği şekilde yazılan “EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” sözlerinin ne anlama geldiğini anlamaktan yoksun gafillerin varlığı, tarlanın ne yazık ki çok derinden hem de birkaç kez sürüldüğünü gösteriyor.

Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu söyleyen ve bu uğurda büyük mücadele veren Atatürk’ün var olduğu bir yerde hiç kimse böyle rezil bir istekte bulunamazdı.

1921 yılından bu yana yani tam yüz yıldır tüm anayasal metinlerde egemenliğin millete ait olduğu sınır zekâlılar tarafından dahi anlaşılabilecek kadar açık bir şekilde ifade edilmiştir.

20 Ocak 1921'de kabul edilen Teşkilatı Esasiye Kanunu Madde 1- “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. (Değişik: 29.10.1339 (1923) – 364 sayılı kanun) Hâkimiyet, bilâ kaydü şart Milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir”.

20 Nisan 1924 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu Madde 3- “Hâkimiyet bilâ kaydü şart Milletindir.

10 Ocak 1945 tarihli 4695 kanun sayılı Anayasa Üçüncü Maddede yer alan hükümle Hakimiyet bila kaydü şart Milletindir ibaresi, Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir şeklinde Türkçeleştirildi.

9 Temmuz 1961 Anayasası Madde 4- “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir. Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.”

18 Ekim 1982 Anayasası Madde 6 – “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz”.

100 yıldır bütün Anayasal metinlerde var olan ve Cumhuriyetin kurucusu Atatürk tarafından asla taviz verilmeyen “egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu” gerçeğine rağmen dış müdahaleden medet uman ve bunu söylerken hiç utanmayanlara söylenecek söz yok.

Çünkü sözün bittiği yerdeyiz.

Kimi darbecileri “hadi artık gelin, gözlerimiz yollarda kaldı” diye çağırır, kimi darbecilerin şerefine(!) kadeh kaldırır, kimi darbecileri ayakta alkışlar kimi; Nato, AB, ABD müdahale etsin diye dört gözle bekler ama sorarsanız hepsi demokrasi aşağı, kendi zihniyetlerine oy vermeyen millet cahil, alın demokratlığınızı çalın başınıza.

Biz gaflet, delalet ve ihanet kokan bu filmi yıllarca izlemekten bıktık usandık..

Ama bazıları bu ucuz filmlerde figüranlık yapmaktan usanmadı.

_____________________________________________

(*) "Nato kafa, Nato mermer" deyiminin Yunanca orijinali

Bu yazı 654 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar