Bugun...


Tahsin ÖTGÜÇ (Bartın İl Müftü Yrd.)


facebook-paylas







KULLUK BİLİNCİ
Tarih: 10-07-2017 13:20:00 Güncelleme: 10-07-2017 13:20:00


Dünya sahnesine gelen her insan, Allah’a teslim olup ona itaat etmek için gelmiştir. Dolayısıyla insanın var oluş gayesi, yaratanına kul olabilmektir. Zira yaratılan her şeyin bir gayesi vardır Hiçbir şey gayesiz ve sebepsiz yaratılmış değildir. Özellikle yaratılmışların en mükemmeli, en şereflisi olan insan, gayesiz olamaz. B u hususta Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmuştur. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Zariyat,56.        

Amacımız ve hedefimiz Allah’a yönelerek bizlere verdiği hayat hakkını kullanırken, neyi, ne için yaptığımızı düşünmek. Yaptığım  iş, Allah ve onun evrensel elçisi Hz Muhammed (sav) efendimizin hoşuna gider mi ? Söylem ve eylemlerim beni sorumlu kılar mı? Her şeyi ile fani olan bu dünyada yaşarken bir diğerini mutsuz etmek veya kalbini kırmağa değer mi?  Ve benzeri sorulara cevap verme adına düşünüp Allah’ı gücendirmeden yaşamalıyım, onun rızasının olmadığı işlerden uzak durmalıyım düşüncesine ulaştığımız zaman kulluk bilinci oluşmaya başlamıştır.

                Kulluk bilincinin oluşumu ve gelişimi, okuyup, araştırmadan geçer. Okuduklarımızı akıl süzgecinden geçirip amelle birleştirdiğimizde meyvesini verir. Bir gün Peygamber (sav) efendimiz Mescid-i Nebevi de namaz kılan bir kişiyi gördü. Namaz bittikten sonra efendimiz adama, namazı yeniden kıl, zira sen namaz kılmadın buyurdular. Peygamber efendimiz, bu uyarısı ile usulüne uygun yapılmayan ibadetlerin kişiye fayda vermeyeceğini vurgulamıştır.   

                Peygamber (sav) efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurdular. “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini, kardeşi için de sevmediği müddetçe kâmil Mümin olamaz.” Buhari, İman, 17. Kendimiz için arzu ettiğimizi, diğerleri için arzu etmediğimiz zaman olgun Mümin olamıyoruz. Olgun Mümin olmak için İslami şuura ulaşmak gerekmekte. Yaptıklarımızın bizler üzerinde manevi tesir bırakması için ilim, amel ve ihlas’a sahip olmamız lazım gelir. Bu üç haslet bizlerde mevcut olduğu zaman, ibadetlerimizde ve dünyevi işlerimizden manevi tat alırız. Bu seviyeye geldiğimizde daima objektif düşünür,  kısır döngülerden uzak oluruz. Sorumluluk bilincinde olur, söylem ve eylemlerimizden bir gün hesap vereceğimizi düşünürüz.         

                 Yüce Allah, (cc) Kur’an’ında şöyle buyurmaktadır. “Müminler ancak o kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.” Enfa/2-4.   Allahın rızasına uygun yapılan her işin mutlaka bir karşılığı vardır. Allah kulunun yaptığı her zerre miktarı hayırlı işinin karşılığını ecir ve sevap olarak değerlendirmektedir.

                İşte kulluk bilinci, Müslümanlara önemli değerler kazandırmaktadır. Bu bakımdan dini ve dünyevi işlerde Allah’ın rızasını ön plana almak durumundayız. Yaptığımız her işin dünyevi ve ahiret yönü vardır, düşüncesine sahip olmalıyız. Peygamber (sav) efendimizin  “İslam’da zarar vermek ve zarara uğramak yoktur”  sözünü hafızalarımızda muhafaza etmeliyiz. İbn Mace, Ahkam,17. Zarar veren değil, yaraya merhem olan, yerinde sayan değil, üreten ve ilerleyen olmalıyız. Zaten neyi, neden yaptığımızı bilerek icra edersek, zamanı iyi değerlendiririz. Zamanın bir nimet olduğunu düşünerek hakkını vermek, bizleri kulluk bilincine götürür.  Böylece söz ve eylemlerimizle etrafımızdakilere yararlı oluruz. Elem ve kederlerine ortak olur, geleceklerine güvenle bakmalarına zemin hazırlamış oluruz. Bilinmelidir ki, bizim mutluluğumuz, etrafımızdakilerin mutlu olmasına bağlıdır.                                



Bu yazı 3607 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI