Çok organize hareketler bunlar..


Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 31 Mart'ta yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimlerinin ardından İstanbul seçim sonuçlarıyla ilgili itirazı kabul ederek, seçimin 23 Haziran Pazar günü yeniden yapılmasına karar verdi.

Kurulun kararı; sandık kurulu başkan ve üyelerinin, kanunun açık hükmüne rağmen kamu görevlisi olmamaları nedeniyle aldığı öğrenildi. 

İtiraz sonucunda, 225 sandık kurulu başkanıyla 3 bin 500 sandık kurulu üyesinin, kanunun açık hükmüne rağmen kamu görevlisi olmadığı, bu sandıklarda kullanılan oyların da aradaki farkı etkiler nitelikte olduğu sonucuna varıldı.

Maltepe ve Büyükçekmece seçimine yönelik itirazları reddeden YSK; kanuna aykırı sandık kurulu görevlendirmelerini yapan ilçe seçim kurulu başkan ve üyeleriyle seçim müdürleri ve diğer sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi. 

Bir anayasal kurum olan YSK İstanbul seçimleri ile ilgili itiraz sürecini yasal prosedüre uygun bir şekilde değerlendirerek kararını verdi.

Karar öncesindeki tehdit ve hakaret dili ne kadar yanlış ve utanç verici ise kararı beğenmeyenlerin kullandıkları terbiyesiz üslup da o kadar utanç vericidir.

Bu ülkede ilk defa seçim iptali kararı verilmemektedir.

31 Mart Seçimleri ile ilgili olarak verilmiş iptal kararları varken, YSK’ya İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptali kararı nedeniyle saldıran ve hakaret edenler, seçime hile karıştırıp halkın iradesini gasp edenlerle işbirliği içinde olduklarını göstermektedir.

YSK bir yargı organıdır ve hakimlerden oluşmaktadır.

Elbette aldığı kararlar eleştirilebilir.

Ama eleştiri, alınan kararı yok saymayı ve tanımamayı gerektirmez.

Kararlar; beklenti ve isteklere uygunlukla hukuki değer kazanmazlar.

Dolayısıyla bundan sonrasında yapılacak olan şey kararın dayandığı hukuksuzluk ve usulsüzlüklerin giderilmesinden sonra yenilenecek seçime hazırlanarak kazanmaya çalışmaktır.

İstanbul seçimleri ile ilgili olarak ortalığa saçılmış, kamu vicdanını yaralayan kanunsuzluk ve keyfilikleri görmezden gelerek sokak ağzı ile YSK’na saldırmak ucuz bir yöntemdir.

Küfür ve hakaretle bir yere varılmaz.

Devleti yönetme iddiasında olanların işlerine gelmeyen kararlar ve uygulamalar için kullandıkları seviyesiz üslup siyasetçiye duyulan güveni sarsmaktadır.

Ayrıca kem söz sahibine aittir.

İptal gerekçesinde ifade edildiği üzere; sandık kurulu başkan ve üyelerinin kamu görevlisi olmaları yasal bir zorunluluk olduğu halde 225 sandık kurulu başkanıyla 3 bin 500 sandık kurulu üyesinin kanunun açık hükmüne rağmen kamu görevlisi olmadıkları anlaşıldı.

YSK; İlçe seçim Kurullarına bu isimlerin elde edildiği kaynağı sormasına rağmen ilçe seçim kurullarından tatmin edici bir cevap gelmediği gibi kaymakamlıklar tarafından kendilerine gönderilen isim listelerini de YSK’na göndermediler/gönderemediler..

Böylece kanuna aykırı uygulamaların bizzat ilçe seçim kurulları eliyle yapıldığı anlaşılmış oldu.

Ne yani YSK böyle büyük bir rezalete (ihanete de diyebiliriz) göz mü yummalıydı?..

Bu; çok vahim ve mutlaka hesabının sorulması gereken bir uygulamadır.

İlçe seçim kurulları hakimlerden oluşmaktadır.

Peki hakimler böylesine açık bir şekilde kanunu çiğnerlerse sıradan vatandaşa söylenecek söz kalır mı?..

Kanunu bilmiyordum diyen vatandaşa “bu mazeret değil diyerek” cezayı kesiyoruz.

İstanbul’a özel planlı bir yolsuzluk organizasyonu yapıldığı anlaşılmaktadır.

O zaman bu organize yolsuzlukta rol alan ya da rol veren herkese yaptığı kanunsuzluğun hesabı sorulmalıdır ki bundan sonra kimse halkın iradesini gasp etmeye yeltenmesin.

Bu; bağırıp çağırıp küfür ve hakaret edilerek örtbas edilebilecek bir rezalet değildir.

Bu kirli operasyonu yapanlar yüzünden ülkede gerginlik artmış, ekonomi ve sınırlarımızdaki ciddi gelişmelere ayrılması gereken gündem; gereksiz tartışmalarla meşgul edilmiş ve milyonlarca lira boşa harcanmıştır.

İşte bu yüzden YSK sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.

Yapılacak yargılama sürecinde çok ilginç bağlantı ve sonuçların ortaya çıkması muhtemeldir.

Çünkü bizzat hakimlerin karıştığı bu kadar kapsamlı bir organizasyon bir kaç kişinin işi olamaz.

Burada yapılan sadece kanuna aykırılık ve usulsüzlük değil halkın iradesini gasp etmektir.

Oy kaydırma, silme ve geçersiz saymalar hiçbir seçimde bu kadar pervasız yapılmamıştı.

Seçmen sayısından fazla oy pusulası, kısıtlılara oy kullandırılması, imzasız tutanaklar ya da oy sayım torbalarında hiç tutanak bulunmaması gibi her biri başlı başına hukuksuzluk olan eylemler maddi hata kılıfı giydirilerek meşrulaştırılamaz.

Oy vatandaşın namusudur ve bunun korunması herkesin boynunun borcudur.

Türkiye’nin 80 vilayetinde seçimler sonuçlanmış, kimilerinde yasal itiraz hakları kullanılarak oylar/geçersiz oylar yeniden sayılarak kazananlar mazbatalarını almışlardır.

Şayet İstanbul seçimleri ile ilgili olarak bizzat ilçe seçim kurulları tarafından açıkça kanun çiğnenerek memur olmayan kamu görevlilerinin sandık kurulu başkan ve üyesi olmalarına göz yumulmuş olsaydı bundan sonra yapılacak hiçbir seçim güvenilir olmayacaktı

Bu nedenle YSK’nın verdiği karar hukuka uygundur.

Ortada bu kadar net bir kanunsuzluk varken YSK’yı “hiç somut delil olmadan karar vermekle suçlamak” en hafif deyimle sorumsuzluktur.

İlçe seçim kurullarının kaymakamlıklar tarafından gönderilen kamu görevlileri listelerini YSK’ya gönderememeleri bile, yapılanların tesadüfle açıklanamayacak kadar ince işçilik olduğunu göstermektedir.

YSK’nın iptal kararından sonra azılı ve tescilli Türkiye düşmanları ile içerideki uzantılarının hakaret ve tehditleri ise “birlikte iş kotardıkları” adamlarının enselenmelerinden duydukları rahatsızlığın dışa vurmuş halidir.

Oy çalmadan, kaydırma yapmadan, eften püften gerekçelerle geçersiz saymadan, ölülere, kısıtlılara, mahkumlara oy kullandırtmadan, kanuna uygun bir şekilde oluşturulan sandık kurullarının gözetiminde yenilenecek seçimde kim kazanırsa başkanlığı anasının sütü gibi helal olup tebrik edilip göreve başlar.

Koltuk; dürüst, adil ve dışarıdan müdahale edilmeyen bir seçim sonucunda kazananın hakkı olup kimsenin babasının tapulu malı değildir.

Sonuçlar içimize sinse de sinmese de halkın hür iradesi ile seçtiği meşru başkandır.

Halkın iradesinin gasp edildiği, uygulamayı kanunu göre yapmakla görevli olanların bizzat kanunu çiğneyerek manipüle bir seçim sonucunu meşru saymakla, mağdurun tecavüzcüsüyle evlendirilmesi kaydıyla tecavüzü meşru saymaktan bir farkı yoktur.

 

XXX

 

Küçükçekmece’de bir süre önce tecavüze uğrayan bir çocukla ilgili olarak sosyal medyada yorum yazan ve karma yaşam koçu olduğunu belirten kadın, öylesine vicdan ve ahlak yoksunu bir tavır sergiledi ki kullandığı dil utanç verici idi.

Nitekim hakkında adli işlem başlatılarak göz altına alındı sonra da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

İnsan sıfatıyla aramızda dolaşan bu kadın vicdanlara sığmayacak yorumunda “Her şeyden önemlisi anne ve baba neyle meşguldü. 4 yaşındaki çocuğun yeri annesinin yanıdır. Annesinin gözünün önünden bir saniye dahi ayrılmaması gerekir. Bakamıyorsan, doğurmayacaksın. Ayrıca bize kötü gibi görünen durumlar, belki de bizi daha kötüsünden korumak için öyledir. Yılanın başı küçükken ezilmelidir. O çocuğun ailesi AK Parti’nin yemlediklerinden ise ve bir gün ortalıkta gezinip bilinçsizce AK Parti’yi destekleyenlerden olacaksa bugün bunu yaşamış olması daha iyidir. Değmez bu insanların çocukları için bile olsa...” ifadelerini kullandı.

Ayrıştıran, ötekileştiren, aşağılayan bu kötü ruhlu insanlar kin ve düşmanlığı körükleyerek birlikte yaşama kültürüne büyük zararlar veriyorlar.

Ancak farklılıklarımıza saygı duyarak birlikte yaşayabiliriz.

Farklı siyasi, dini ve felsefi düşünce ve görüşlerde olmak aşağılanmak ya da yüceltilmek nedeni değildir, olmamalıdır.

Herkes kendisi gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanımayacak ve ölümlerinden zevk alacaksa toplumsal barış nasıl sağlanacak?..

5 yaşındaki bir masuma yönelik tecavüzü sırf inanç ve görüş ayrılığı nedeniyle makul gören kişilerin insan olarak kabul edilmeleri mümkün mü?...

Ne yazık ki insan görünümlü bu yaratıklarla birlikte yaşamak zorunda kalıyoruz.

Cahillerle baş etmek kolay ama bunlar gibi okumuş ve öğretilmiş cahillerle baş etmek çok zor.

Umarız yargı; bu terbiyesiz tipe hak ettiği en ağır cezayı verir de ibret olur.