DİLİN AFETLERİ
  • Reklam
Hüseyin YAZICI  İl Vaizi

Hüseyin YAZICI İl Vaizi

DİLİN AFETLERİ

17 Ekim 2019 - 10:03

Bir gün Peygamberimiz (s.a.s)’e sahabeden biri:“Kurtuluşun yolu nedir?”diye sorduğunda, Allah Resulü (s.a.s): “Diline sahip ol! Fitneye bulaşma! Günahların için pişmanlıkla gözyaşı dök!” (Tirmizî, Zühd, 60) buyurmak suretiyle dilin önemine dikkat çekmişti. “Ol” emriyle var olan bu kâinatta söz, yüce Rabbimizin kelam sıfatının tecellisidir. Söz ile iletişim kurar çoğu zaman insan.  Söz bir defa ağızdan çıktıktan sonra yayadan çıkan ok gibi dönüşü olmaz. Varsa içerisinde gıybet, yalan, iftira, kırıcı ifadeler işte o zaman bu söz ile hesaba çekilir insan. Yunus Emre’nin şu beyti sözün önemini ve gücünü anlatmaktadır:

          Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,

          Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz

          Rabbimiz: “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab, 33/70) buyurdu. Müslümanın konuşması bir ölçü ve seviyede olduğu gibi aynı zamanda nezaket üzeredir.

          Tüm peygamberlerin ortak özelliği, doğruluktur. Allah’ın elçileri, asla yalan söylemeyen, doğru ve dürüst insanlardır. Ne peygamberliklerinden önce ne de sonra yalan söylemişlerdir.

          İnsan, doğruluğu ile güven verirken, yalan ile kazandığı bu değer ve itibarı kaybeder. Pek çok kötülük ve çirkinliğin temeli ve kaynağı yalandır. İslam’ın büyük günahlardan saydığı yalan, korkaklık, bilgisizlik, kibir, dünyevî kaygılar, bir menfaat elde etmek, nefsanî arzular vb. sebeplerle söylenir.  Rabbimiz: “Yalan sözden sakınınız” (Hac, 22/30) buyurarak yalanı yasaklamıştır

          İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrah

          Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah (Ziya Paşa)                                                         

          Yalan, güven ve sadakati zedeler. Birlik ve beraberliği bozar. Yalan kapısının açılmaması, yalanın alışkanlık haline gelmemesi gerekir. Bir defa bu kapı açıldı mı, söylenen yalanın korunması için pek çok yalan söylenir peşinden. Bu da kişinin hem Hak katında hem de halk katında yalancılardan olmasına sebep olacaktır.

          “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bak bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur.” (Hucurat, 49/12)

          Bu ayeti kerimede gerçek bilgi ve kanıt olmayan, tahmine dayalı hüküm olan zan, insanların gizliliklerini araştırmak ve insanları arkalarından çekiştirmek olan gıybet yasaklanmıştır. Peygamberimiz (s.a.s.), gıybeti bize şöyle tarif etmektedir."Gıybet nedir bilir misiniz?" diye sormuş, sahabe; "Allah ve Resulü daha iyi bilir" cevabını vermişler, bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.); "Kardeşini onun hoşlanmadığı bir nitelik ile anmandır." diye tarif etmiştir. Kendisine, “Kardeşimde dediğim nitelik varsa, ne buyurursunuz?” denilmesi üzerine; “Eğer dediğin sıfat kardeşinde varsa, işte o zaman gıybet olur. Yoksa ona bühtan ve iftira etmiş olursun.” (Müslim, Birr, 28) buyurmuştur.

          Bir kimsenin gıyabında gerek onun şahsıyla ilgili maddî, bedenî, dünyevî veya manevi, ruhî, ahlâkî ve dinî kusurlarından söz edilmesi gerekse ailesi ve diğer yakınlarının kusurlarının anlatılması gıybet sayılmıştır. Kaş göz hareketiyle veya el kol işaretiyle taklit etmek de gıybettir. Gıybet bazen yazıyla bazen sosyal medyada paylaşımla, beğeni ile de olur. Zira bütün bunlar manevi kişilik haklarını ihlal eden hatalardır.

          Dil ile işlenen bir diğer günah iftiradır. Sözlükte “yalan söylemek, uydurmak, asılsız isnatta bulunmak” gibi manalara gelen iftira, terim olarak “bir kimseye asılsız olarak suç, günah yahut kusur sayılan bir söz, davranış veya nitelik isnat etmek” anlamında kullanılmaktadır. İslâm’da iftira haram kılındığı gibi asılsız olması muhtemel haberlere doğruymuş gibi ilgi göstermek ve bunlara araştırmadan inanmak da yasaklanmıştır. ( DİA,  XXI, 522-523)

Yuvaları yıkan, arkadaşlığı, akrabalık bağını bitiren, toplumun birliğini ve düzenini bozan, toplumsal bir hastalıktır iftira. Öyle ki peygamberlere, ailelerine,  yakınlarına dahi iftira atılmıştır. Yusuf (a.s.) böyle bir iftiraya uğramış, yıllarca zindanda kalmıştır. Hz. Musa, Hz. Meryem, Hz. Aişe’ye de iftira atılmıştır. Kişinin iffetine, izzetine, dünyevi veya uhrevi bir işine, ameline yönelik yapılan iftiranın her çeşidi haramdır, günahtır.

          İnsan onurunu zedeleyen bir diğer günah ise, bir kişinin söz veya davranışları ile eğlenilmesi, kaş, göz işareti ile taklit edilmesi alaya alınmasıdır. Alaya alma kibir, başkasını küçük ve kusurlu görme gibi sebeplerle olmaktadır. Kişinin iç dünyasındaki bazı yanlış duygular günaha sevk edebilmektedir.

Gıybet, iftira, yalan, alay etme gibi söz, hal ve davranışlar insanın kalbinin kırılmasına, saygınlığının, onur ve izzetinin incinmesine, zedelenmesine, toplumda dargınlığa, düşmanlığa, kine ve nefrete sebep olduğu için ayet ve hadislerde şiddetle sakındırılmış bir haramdır. Aynı zamanda bir kul hakkıdır. Bir gün insan bütün yaptıklarından hesap çekileceğini unutmamalıdır!

Rabbim dilimizi yalandan, iftiradan, gıybetten, tüm bedenimizi haramdan, fısk ve fücurdan, huzuruna kul hakkıyla çıkmaktan muhafaza eylesin.

 

Bu yazı 357 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar