"Belediyenin adı kayda girmesin, hukuki sorun olur, elden...
  • Reklam
M. Niyazi Yılmaz

M. Niyazi Yılmaz

"Belediyenin adı kayda girmesin, hukuki sorun olur, elden ödeyelim"

10 Mayıs 2021 - 12:35

2011 yılında devlet memurluğundan istifa ettirilerek aday yapılan ve milletvekilliği süresince agressif söz ve davranışları dikkat çeken Aykut Erdoğdu 104 emekli amiralin darbe imalı  bildirisini savunurken Cumhurbaşkanını yargılayacaklarını ve bunu da TRT’den canlı  yayınlayacaklarını söylemişti.

Aynı vekil kısa bir süre önce de Cumhurbaşkanını seçimle indirdikten sonra vatana ihanetten yargılanması için bütün gücüyle çalışacağını ifade etmişti.

Durup dururken böyle sivri laf edenlerin bir şeylerin üstünü örmeye çalıştıkları geçmişte yaşananlarla sabit olduğu için birkaç güne kalmaz balon patlar diye düşünüyordum ki öyle de oldu.

Bu ülkede siyaset yapacakların asla unutmamaları gereken bir gerçek var.

Bagajınız doluyken hız yapmayacaksınız, yükünüz ağırsa fazla uçmayacaksınız.

Aksi takdirde duvara toslar, yere çakılırsınız ve bagajınızda ne var ne yok ortalığa saçılır.

Sonra topla toplayabilirsen.

Şimdi de öyle oldu.

Bu milletvekilinin marjinal/kışkırtıcı söylemlerinin nedeninin bagajındaki yük olduğu aşağıda yer alan sözlerinden anlaşılıyor.

"Bana söz veren belediye başkanlarını defalarca aradım, mesaj attım. 'Bugün, yarın' diyerek beni sürekli oyaladılar. Ben de söz verdikleri maaşların ödenmesi gerektiğini söyledim. Sadece Hayri İnönü 'Resmi işe başlama tarihine kadar maaşları nakit ödeyelim' dedi. Ben de 'Tamam' dedim. Akademisyenlerin hesap numarasını gönderdim. 'Belediyenin adı kayda girmesin, hukuki sorun olur, elden ödeyelim' dedi. Şişli Belediyesi'nden bir meclis üyesi nakit olarak 30 bin TL getirdi. Ben 'Paraya asla dokunmam. Bu parayı muhasebe ödesin' dedim. 5 - 6 ay 5 akademisyenin maaşı bu şekilde ödendi. Diğer iki belediye başkanı KHK'lıları, 'Güvenlik soruşturmaları dolasıyla işe alamayız' dediler. Şişli Belediyesi dahil belediye başkanları verdikleri sözleri tutmadığı için yaklaşık 3 yıl boyunca birkaç MYK üyesinin kişisel desteği dışında aylık yaklaşık 100 bin TL maaşları ben ödemek zorunda kaldım..."(Sabah Gazetesi 08/05)

Kendi TV kanallarında ve kendi milletvekilleri İlhan Kesici’nin; “Para kaybolmaz, onu söyleyim... Girersin Merkez Bankası'nın bilançosuna okumayı bilen insanlar açarlar internet sayfalarını, dolar alımları satımları nasıl olmuş, ne zaman olmuş her iş görülür. Her iş devletin kaydı altındadır" ifadeleri ile nerede olduğunu söylediği (sonradan kıvırması gerçeği değiştirmez) Cem Uzan tarafından üfürüldüğü Hulki CEVİZOĞLU tarafından açıklanan 128 milyar dolar sorusuyla şov yapanlara sormanın tam zamanı.

Devlet memurluğundan istifa ettirilip, milletvekili ve genel başkan, genel başkan yardımcılığına yükselen, ne ilginç tesadüf(mü)ki partinin yolsuzlukları araştırma komisyonunun başkanlığına getirilen bu vekilin hukuka aykırı bir şekilde belediyelerden para toplaması cesaretini nereden aldı?

Böylesine bir cesaret yönetimin bilgisi olmadan gösterilebilir mi?..

Yaptıkları açıklamada; “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini isteyecek” kadar utanç verici PKK destekçiliği yapan akademisyenleri maaşa bağlamak bunu da hukuka aykırı olarak elden toplanan paralarla yapmak nasıl bir ihanettir?..

Devleti katliamla suçlayan bu hainler kendileri için hukuksuz para toplanmasından (haraç da diyebiliriz) hiç utanmadılar mı?

Bu paraları hangi yüzle kabul ettiler?..

PKK’nın katliamlarını görmezden gelerek ve hatta destek vererek devleti katliamla suçlayanlara destek vermenin PKK’yı desteklemekten ne farkı var?..

Hukuka aykırı olduğu için resmi kanaldan verilemeyen paralardan kimlere ne kadarı dağıtıldı?.. ne kadarı “göz hakkı” yapıldı, ne kadarı “iç” edildi?..

Tamam tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş ama ortada; kürsü yumruklayarak, Yassıada göndermeleri yaparak, dürüstlük nutukları çekilerek, ajansın algı taktikleri ve mağduriyet tiyatroları ile kapatılamayacak kadar ciddi bir hukuksuzluk/yolsuzluk var.

Hem de kürsüde Fetö destekli düzmece tapeleri okuyarak dürüstlük gösterileriyle kapatılamayacak kadar ciddi bir hukuksuzluk.

Sanki şaka gibi bu organizasyonu da Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu Başkanı yapıyor.

Yolsuzluk yolsuzluk olalı böyle mücadele(!) görmedi.

İnsanın gözleri yaşarıyor.

Hadi baskı altında tutulan (ki hukuksuzluğun büyüklüğü karşısında onların bile bazıları direnmişler) belediyeleri anladık, peki belediyelerin iş yaptıkları firmalar paraları babalarının hayrına mı verdiler?..

Verdikleri o paraları kaç katıyla geri aldılar?..

Kaz gelmeyecek yere tavuk verildiği nerede görülmüş?..

Bu pilav daha çoook su kaldırır.

Yayılan kokuların ağırlığı nedeniyle muhtemelen idari ve adli soruşturmaya konu edilecek toplama/çıkarma/çarpma ve bölme işlerinin altından başka ne sürprizler(!) çıkacağını birlikte göreceğiz.

Hadi bakalım kolay gelsin.

Adalet mazlumu koruyamıyor ise o adalet değil işkencedir..

İstanbul Beylikdüzü'nde, alkol aldıktan sonra kullandığı kamyonetle Busenur Ülüslar (17) ve Sedef Yılmaz'a (18) 170 kilometre hızla çarparak ölümlerine neden olan Kırgızistan uyruklu sürücü Aslan İsmiev, yargılandığı Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 'Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma' suçundan 'iyi hal indirimi' de uygulanarak 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Karara isyan eden genç kızların acılı babaları, "İki canın bedeli 6 yıl mı?" diyerek tepki gösterdiler.

Yerden göğe kadar haklılar. Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Bu nasıl bir adalet?..

Adam yasal sınırın beş katı olan 240 promil alkol alıyor ve araç kullanıyor, o halde 170 km sürat yapıyor ve iki evladımızı hayattan kopartıyor.

Bunun bilerek ve tasarlayarak cinayet işlemekten ne farkı var?..

Bütün kuralları çiğne, iki canı yok et ve sonucunda sade suya tirit bir pişmanlık ve de iyi hal indiriminden yararlanarak 6 yıl sekiz ayla paçayı kurtar.

Yatarı 4 yıl olan bu cinayetleri işleyen katilin birkaç ay sonra aramıza dalarak hangi masumların canına kastedeceğini bilmiyoruz.

Ama verilen ödül gibi cezaya bakıldığında ne yazık ki bu ve benzeri haberleri duymak sürpriz olmayacak.

Bu kararlar vicdanları kanatmakla kalmıyor adalete olan güveni ve saygıyı sarsıyor, azaltıyor hatta yok ediyor.

Henüz yargı süreci sonlanmadı, itiraz hakkı var belki de bu karar bozulacak ama acıların en büyüğü olan evlat acısını yaşayan masum insanların yaralarını kanatmanın onları üzmenin ve süreci uzatarak umutsuzluğa sürüklemenin anlamı var mı?..

Bu kaçınca vicdan kanatan karar?..

Benzer olayların farklı yorumlanmaması ve toplum vicdanında kabul görmeyen kararlar alınmasının önlenmesi için hayatını kaybeden Busenur Ülüslar’ın babası Faruk Ülüslar’ın ifade ettiği gibi alkollü araç kullanarak ölüme neden olanlar, “silahla adam öldürme” suçundan yargılanmalıdırlar.

Bazı davalarda kullanım amacına göre terliğin, kalemin, su şişesinin ve hatta cep telefonunun bile silah olarak kabul edilerek ceza verildiği dikkate alındığında bunlarla kıyaslanamayacak kadar ölümcül sonuçlara neden olabilecek alkollü araç kullanmaya kalkanlar ancak böyle caydırılabilir.

Alkol kullanarak araç kullananın yaptığı ölüme sebebiyet vermek değil bilerek ve tasarlayarak öldürmektir.

Artık şu “iyi hal” denilen ve adaletsizliğe tüy diken uygulamaya da bir açıklık getirilme zamanı gelmiş hatta geçmektedir.

Alkollü araç kullanmaması gerektiği halde araç kullanan, hız yapmaması gerektiği halde hız yapan ve sonrasında “pişmanım” diyen bir suçlu için “iyi halden” bahsetmek tam bir oksimorondur.

Böylelerinin ne pişmanlığı dikkate alınır ne de iyi hallerinden söz edilir.

“İyi hal” gibi masum bir kavram bu kadar yersiz ve ucuz kullanılmamalı.

Yargılamada kravat takıp, usul çocuk rolü oynamakla da iyi hal olmaz.

İyi hal, suçu işlememek için elinden gelen bütün çabayı göstermesine rağmen suç işleyenler için belki düşünülebilir.

Yerinde kullanılmayan iyi hal indirimleri suçluya verilen ödüldür ve böyle indirimli cezalar caydırmadığı gibi teşvik eder.

Caydırmayan ceza, ceza değildir.

Bu durumda hukuka/kurallara uyan, görev ve sorumluluklarını yerine getiren, başkalarının hak ve hukukuna saygı duyan iyi insanları nasıl koruyacağız?..

Ya da koruyabilecek miyiz?..

Unutulmamalıdır ki; Adalet mazlumu koruyamıyor ise o adalet değil işkencedir.

Ve işkence bir insanlık suçudur.

Adam daha ne yapsın? sağa sola bakmış kayınçosundan başkasını bulamamış..

Aydın'ın Yenipazar ilçesi (CHP) Belediye Başkanı Yüsran Erden aynı zamanda encümen üyesi de olan (emekli) kayınbiraderi Hamit Hancıoğlu'nu 15.424 TL brüt maaşla işe almasının tepkiyle karşılanması üzerine; "Sağa sola da baktım başka ehil bir kişi bulamadım. Kayınçoma rica ettim. Mevzuat açısından herhangi bir sıkıntısı yok idi. 657 sayılı yasaya tabi olarak atamasını yaptım. 65 yaşına kadar çalışabilir" açıklamasını yapmış.

Nüfusu 12.239 olan Yenipazar’da başkanın kayınbiraderinden başka bir ehil kişi bulanamamışsa başkan ne yapsın?

Ya Allah muhafaza kayınço da görevi kabul etmeseydi belediyenin hali nice olurdu?...

Belediye, ilçedeki tek ehil kişi olan kayınbiraderinden mahrum mu kalsaydı?..

Haksızlık olmaz mıydı o güzel insanlara ?..

Üstelik bu ehil kişi o mübarek beldeye 65 yaşına kadar hizmet edecek.

Az bir fedakarlık mı ?..

Heykeli dikilse yeri var.

TDK, ehil kelimesinin anlamını; “Bir işte yetkili olan, bir işi yapan, erbap” olarak belirtmiş.

İlginçtir, bu coğrafyada yakın akrabanın “ehil” olduğu konusunda ilan edilmemiş bir mutabakat var.

İstisnaların kaideyi bozmayacağı dikkate alındığında gerçek ne yazık ki budur.

Atalarımız bunu “bal tutan parmağını yalar” olarak ifade etmişlerdir.

Bütün mesele balı ele geçirebilmektir.

Sonrasında bala bandırdığı parmağını da daldırdığı ayağını da yalar ha yalar.

Kendisinden arta kalanları yalamaya razı yalakalarla vaziyeti idare eder.

Bal yalayacaklarını düşünerek tekneyi teslim edenlerin her seferinde avuçlarını yalamalarıyla da bu devran sürer gider.

Geriye de Neşet Ertaş’ın o güzel türküsünün sözleri kalır..

“Kendim ettim kendim buldum gül gibi sarardım soldum”

Bir soru!..

Kurban bayramında inancımızın gereği olarak kurban kesilirken “hayvanlar katlediliyor” diye yaygara yapanların bizzat İBB’nin açıkladığı Adalar'daki bakımı sürecinde çeşitli sebeplerle toplam 224 atın ölmesi (kaç tanesinin sucuk olduğu bilinmiyor) karşısında üç maymunu oynamaları sevgilerinin hayvana göre değiştiğini mi gösteriyor?

Ya da dertleri gerçekten hayvan sevgisi mi?..

Bu yazı 2569 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar